Hamdi Yılmaz’a Cevap

Gazeteci Hamdi YILMAZ'ın 15 Haziran 2012 tarihinde Anayurt Gazetesi'nde yazdığı "Halûk Harun Duman'ı Tanıyanınız var mı?" başlıklı yazısı ve Enver MURAT'ın bu yazıya cevabı.

Halûk Harun Duman'ı Tanıyanınız var mı?

Hamdi YILMAZ

Bu Beyefendi beni tanımıyormuş. Karadenizli Temel’in dediği gibi O beni tanımıyorsa, ben de O’nu tanımıyorum. Ama, gerçekten tanımıyorum. Eğer o önemli biriyse benim tanımamam O’nun yok olduğu anlamına gelmiyor. Belirtelim de, kendisinin yaptığı hatayı tekrarlamayalım

Madem yazıya Temel ile başladık, bir Temel fıkrası daha anlatalım, Temel, yeni tanıdığı kişinin Hıristiyan olduğunu öğrenince adama okkalı bir tokat atmış. Gerekçesini soran Hıristiyan’a da “Siz Hz. Isa’yı çarmıha germişsiniz” demiş. Adam “O iş 2000 yıl önceydi” dediğinde de “Olsun ben daha duydum” cevabını vermiş. Bizim bu yazı biraz o hesap olacak.

Gelelim meseleye, Romanya’daki okurlarımdan özür dileyerek bu gün de maalesef edebiyatla ilgili yazacağım. Pazartesi gününden buyana biraz uzun oldu ama, bizim de derdimizi bu köşeden başka anlatacağımız yer yok.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu eski başkanı Prof. Dr Sadık Kemal Tural, 1993 yılında “Edebiyat Bilimine Katkılar” adlı uzun emek mahsulü değerli bir kitap yazmış. Tural kitabındaki “yeni Milli Edebiyat Akımı” başlıklı yazısında “Yeni Millî Edebiyat Akımı” temsilcilerinin isimlerine yer verirken “Hikâye, roman ve tiyatro yazarları” bölümünde benim adıma yani “Hamdi Yılmaz” ismine de yer vermiş. Yayınlar bölümünde ise Pazartesi gününden bu yana anlattığımız Doğuş Edebiyat dergisinin de adı var.

Tabii isim sıralamasında bizim dışımızda daha pek çok isim var. Mesela Tarık Buğra var. Şairler kısmında ise geçen hafta hakkın rahmetine kavuşan 150’den fazla şiiri türkü yapılmış, 70 milyonun severek dinlediği Mihriban türkülerinin şairi Abdurrahim Karakoç da var. (Kendisine Allahtan rahmet, başta kardeşleri Bahattin Karakoç, Ertuğrul Karakoç olmak üzere ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.)

Bu Halûk Harun Duman da, 2011 yılının 8 Ağustos’unda  Prof. Dr.Sadık Kemal Tural’ın kitabını eleştiriyor. Olabilir, en doğal hakkı diyeceğiz ama orada kalmıyor, aralarında bizim de adımızın bulunduğu isimleri sıralayarak okuyucusuna soruyor, “Sayın okurlarımızın konuyu daha iyi anlayabilmeleri için bu meşhur şair ve yazarların isimlerini aynen veriyorum. Lütfen dikkatlice okuyup, hangilerinin adını duyduğunuzu veya eserini gördüğünüzü kendinize sorunuz” diyor ve isimleri sıralıyor.

Ben de kendi kendime sordum, kim bu Halûk Harun Duman? Meğer o da Profesörmüş. Beş tane de kitap yazmış, beşini de adını sanını duymadığım aynı yayın evi basmış. Demek ki, ben tanımasam da Halûk Harun Duman adlı bir prof. varmış. O bırakın Hamdi Yılmaz’ı; Tarık Buğra’yı, Abdurrahim Karakoç’u tanımamış olsa da meğerse profesörmüş. Hem de Edebiyat eleştirmeni profesör. Şimdi kendisine Necip Fazıl’ın o meşhur sözünü hatırlatacağım ama ayıp kaçacak. Kim bilir belki Necip Fazıl’ı da “Kim bu?” diye okuyucularına sorar.

 

Muharrir-i Meşhur Hamdi!…

Enver MURAT

İnsanların çeşitli hastalıklardan muzdarip olduğunu bilirdim ama “enaniyet” günümüz ifadesiyle “bencilik” hastalığına bu denli yakalanmış birine daha önce rastladım dersem yalan olur. Yıllardır tanıdığım, kişiliğini ve çalışmalarını bildiğim Harun DUMAN Hoca’nın bir yazısına kızan köşe yazarı Hamdi YILMAZ Bey, üşenmemiş Ankara’da çıkarılan Anayurt Gazetesi’nde (15 Haziran 2012) güya İRONİK bir yazı kaleme almış.

Yazının özeti kısaca şöyle: Emekli edebiyat profesörlerinden Sadık Kemal Tural; Edebiyat Bilimine Katkılar isimli bir bir kitap yayımlar. Halûk Harun Duman da oturur bilimsel açıdan bu eserle ilgili bir eleştiri yazısı hazırlar ve bu yazıyı www.yenieleştiri.com adlı, edebî eleştirilerin yoğun olarak yer aldığı internet sitesinde yayımlar.

Bu eserde “Yeni Millî Edebiyat Akımı” diye bir bölüm geçmektedir. Sadık Hoca, bu bölümde bizim (Muharrir-i Meşhur) Hamdi YILMAZ Bey’i de hikâye ve romancılar kısmında zikreder. Bu kısımda yer alan yazarların bir kısmı tanınmış, edebiyat tarihine mal olmuş isimlerdir. Örneğin: Tarık Buğra, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Emine Işınsu, Sevinç Çokum, Mustafa Miyasoğlu, Mustafa Kutlu, Durali Yılmaz vs. gibi. Bir kısmı da çok fazla tanınmamış isimlerdir ki bunlar arasında Hamdi Yılmaz’ı da sayabiliriz.

Eleştirmen Harun Duman, bu isimleri zikretmeden önce şu açıklamayı yapar:
“Yazar (Tural) makalesinin sonunda “Yeni Millî Edebiyat”’ın temsilcilerine yer verir. Sayın okurlarımızın konuyu daha iyi anlayabilmeleri için bu meşhur şair ve yazarların isimlerimi aynen veriyorum. Lütfen dikkatlice okuyup hangilerinin adını duyduğunuzu veya eserini gördüğünüzü kendinize sorunuz” deyip şair, hikâye, roman ve tiyatro yazarlarının içinde adı bilinmeyen birkaçının isimlerini sayar. İşte Hamdi Bey, kendi adının bu yazarlar arasında geçtiğini görünce feveran eder ve gazetedeki bir iki uyduruk fıkra ile süslediği yazısını şöyle sonlandırır:

“Ben de kendi kendime sordum, kim bu Halûk Harun Duman? Meğer o da profesörmüş. Beş tane de kitap yazmış, beşini de adını sanını duymadığım aynı yayın evi basmış. Demek ki ben tanımasam da Halûk Harun Duman adlı bir prof. varmış. O bırakın Hamdi Yılmaz’ı; Tarık Buğra’yı, Abdurrahim Karakoç’u tanımamış da olsa meğerse profesörmüş. Hem de Edebiyat eleştirmeni profesör. Şimdi kendisine Necip Fazıl’ın o meşhur sözünü hatırlatacağım ama ayıp kaçacak. Kim bilir belki Necip Fazıl’ı da “Kim bu?” diye okuyucularına sorar.”

Hamdi Beyin bu yazısını okuduktan sonra Harun Bey’in eleştiri yazısını, gerçekten itham doğru mu diye, yeniden okudum. Şair ve yazarları gruplandırmalar var; ancak, o gruplandırmaların hemen altında şu satırları eklemiş Harun Duman: “Görüldüğü gibi isimlerin büyük bir kısmı, bırakın edebiyat kitaplarını, sıradan edebiyat ansiklopedilerinde bile yer almamaktadır.” Hamdi Bey’in bu cümleyle başlayan paragrafı okumadığı, okusa bile “isimlerin büyük bir kısmı ifadelerini anlamadığı hemen seziliyor. Harun Bey “bu isimlerin tamamı” demiyor, büyük bir kısmı diyor. Tamamı deseydi Hamdi Bey suçlamalarında haklı olurdu. Ancak Harun Duman “bir kısmı” deyince bunların bazılarının tanındığını ve bilindiğini, bazılarının ise hiç tanınmadığını ya da az bilindiğini söylüyor ve bunu söylemekle de yerden göğe kadar haklı olduğunu yazının tamamını okuyunca anlıyoruz.

Bu cümleleri okuyup da Harun Hoca'nın edebiyatımıza nadide eserler kazandıran Tarık Buğra, Abdurrahim Karakoç, Necip Fazıl gibi insanları tanımadığını çıkarmak gerçektende eşi az bulunur bir cehalet örneği olsa gerek. Aslında Harun Duman’ın itirazı, Sadık Kemal’in, henüz edebiyatımıza eserleriyle mal olmamış dost ve ahbaplarından  bir kısım yazar ya da heveslileri,  sanki büyük Türk yazarıymış gibi, Türk edebiyatına empoze etmesine uhalefet etmektedir. Bu bakımda Hamdi kardeşimize alınmamasını ve Duman’ın ilgili yazısını soğuk kanlılıkla bir kere daha okumasını tavsiye ettikten sonra birkaç da öneride bulunmak istiyorum.

1. En kısa zamanda bir göz doktoruna gitsin. Bunu büyük harfle G Ö Z şeklinde yazıyorum. Mazallah yanlış okur bir başka doktora gider adamcağızın kanına girmeyelim…

2. Okuduğunu doğru anlama konusundaki sıkıntısı açıkça görüldüğüne göre, yazılarını yazmadan önce, itham edeceği makaleleri başkasına okutup ondan sonra yazmaya başlasın.

3. Bu kardeşimiz kendinin “Meşhur” biri olduğunu iddia ediyorsa bunu eser zenginliğiyle isbatlamalıdır. Ayrıca Hamdi Bey, Anayurt Gazetesine dua etsin. Zira bu yerel gazetedeki yazıları da olmasa adını neyle duyuracaktı. Yerel bir gazetenin yerel bir köşe yazarı kardeşimizi tabii ki küçümsemiyoruz ama lokal bir yazarın Türk edebiyatına monte edilmesine ilk ağızda itirazımız da doğaldır..

4. Bu kardeşimizin Necip Fazıl üstada sığınıp başkalarını küçümsemeden önce kendini geliştirip, Üstad’a layık olmak için daha ciddi çalışmalar yapması lazım ki görüp, beğenip biz de o zaman alkışlayalım.

5. Arkadaş daha ziyade köşesinde Romanya ile ilgili yazılar yazıyormuş, böyle devam ederse Türkiye’de olmasa bile Romanya’da daha çabuk tanınma ihtimali olabilir. Bu işe devam etsin…

6. Ha gayret cânım kardeşim Muharrir-i Meşhur Hamdi!… Yalnııız, eline, diline, fikrine hakim ol ki bu büyük değirmene su taşıyan ırmaklardan biri olabilesin, ancak bu halinle olsan olsan Necip Fâzıl üstadın o meşhur sözünde bahsettiğinden olabilirsin ki o da şüphelidir. Haddi aşmamak lâzım vesselam.

Son sözüm de böyle yeni yetme muharrirlere köşe verip istihdam eden gazete yöneticilerinedir. Gazetenizin mottosunda “Anadolu’nun gözü, kulağı, sesi“ olacağınızı yazıyorsunuz. Bunu okuma ve anlama özürlü, “enaniyet abidesi” Muharrir-i Meşhur Hamdi’yle oluşturmayı düşünüyorsanız; Türk edebiyatı ve basını adına vay başımıza geleceklere…

Leave a Comment

Filed under Araştırma, Basın

Leave a Reply