İtalyan Eleştirisine Bir Bakış

-Türk Dili (Eleştiri Özel Sayısı), Nr: 142, Temmuz 1963-

İtalyan Eleştirisine Bir Bakış

Muhittin Yılmaz

Kalya'da XVIII. yüzyılın ilk on yılında ağır ağır başlıyan aydınlık düşünce kıpırdanışı 1748 den sonra güc bulmuş, tarihle bilim, filozof ve ozanların yazılarına konu olmuştur. Edebiyat etkileri, felsefe kuramları ile önce Fransız, sonra da İngiliz edebiyatlarının alışkanlıkları ve beğe­nilerinin yaygın bir bilgi alanı meydana getirmelerine rağmen bu büyük bir tarih çağı olmuştur. İtalyan düşüncesinin yeni bir hayat ve özgünlüğe kavuştuğu XVIII. yüzyılın başlarında edebiyat geleneği ile tarihsel eleştirinin savunulması konusunda Fransız Edebiyatçıları ile polemikler baş­lamıştı. Yüzyılın ikinci yarısında aydın kişilerin her yerde bağımsızlık ve özgürlük savunucuları olarak ortaya çıktıklarını, hukuk ve bilimsel araştırmalarla sanat ve İtalyan kültürünün yeni yol­lar, yeni şekiller aldığını görürüz.

Tarihsel eleştiri XVIII. yüzyılın ikinci yarısında İtalya'da özellikle tarihsel ve arkeolojik araş­ tırmalarda ulusal bir karakter kazanarak devam etmiş, birlik bilinci belirmiş, edebiyat gazete­ciliği (Giornalismo letterario), toplumsal ve kültürel sorunlara eğilmiye başlıyarak alanını geniş­letmiştir.

Voltaire tarzında yıkıcı ve bu yıkıcılığından ötürü Paris'te sempati ile karşılanan eleştirmen Saverio Bettinslli (1718-1808)dir. Onun Lettere virgiliane (Virjil tarzında mektuplar) adlı eseri aşağı yukarı bütün İtalyan edebiyatının, özellikle karanlık ve ağır yargısıyla tanımladığı Dant e şiirinin sert bir sansürüdür.

Bettinelli eleştirisinin zamanında beğenilmesinin nedeni onun salt ve ülkücü güzellik peşinde koşmasından, Dante'yi «gotik», «yan barbar» görmesinden, Petrarka'yı da klâsik zevki yenileştiren, İtalyan şiirinin yaratıcısı olarak benimsemiş bulunmasındandır.

Arcadio ile akademik geleneğe karşı bir savaş açılarak sanatı gerçekçilik gözlemine, hayat ve düşüncede yalınlık ve sağduyuya ulaştırmadan yeni bir edebiyat anlayışı kurulamazdı. Bu ko­nudaki eleştiri anlayışının temsilcisi Giuseppe Baretti (1719-1789) dır. Epistolario adlı, özel bir üslûbu olan eserinde bir düzen, incelik ve açıklık göze çarpar. Bununla öteki eserlerinde eleştirmen sistemli bir sanat kuramı uyarınca hareket etmez. O iyi ile güzeli gören, nadir doğal sevgiyi değer­lendiren mânevi düşünceleri esaslı ilkelere dayıyan yazar olarak kendisini gösterir. Kültürden amacı yararlılık, edebiyattan amacı gerçekten esinlenmiş; açık, doğal, sade ve anlaşılır dille yazılmış eserdir. Arcadio'nun yapmacıklı yanına, akademinin boşluğuna bu yüzden karşı koyar. Öyle ki Baretti bazan eskiyi koruyucu, bazan da yenici olarak karşımıza çıkar.

Ansiklopedik harekete katılarak yaşıyan, yabancı asıllı olsa da yeni sözcüklerle zenginleşen dile önem veren başka bir eleştirmen de Melchiore Cesarotti (1730-1808)dir. Saggio sulla filosofia della lingua (dil felsefesi üstüne deneme) adlı eserinde usçu kuralları uyguladığım görürüz. Bu ese­rinde dilin us ve beğeni ölçülerine uyularak yoluna konulabileceğini yazarın da kendi yeti ve kav­rayışına göre sözcükler yapmakta özgürlüğe sahip olmasını savunur.

Düşünür, yazar ve eleştirmen olarak XVIII. yüzyılın sonu ile XIX. yüzyılın başlarında dik­ kati çeken adam Ugo Foscolo (1778-1827) dur. Birçok eserler vermiş olan Foscolo ağırbaşlı bir eleştirmen olarak karşımıza çıkar. DelVorigine e delVufficio della letteratura (Edebiyatın kök ve yükümü hakkında) en önemli eseridir. Sulla lingua italiana (İtalyan dili üzerine) adlı dil sorun­larını kapsıyan eserinin önsözü, kelime ve gramer sorunlarının da dışında İtalyan edebiyatının bir tarih felsefesi gibidir. Foscolo bu önsözünde sanatın salt uyuma ulaşması konusunda oldukça özgün bir görüşü savunur.

Eleştiri konusunda ilkeleri şunlardır: Edebiyat hayatın derin içtenliği ile bağdaşmak, sanat duygunun ifadesi olmalıdır. Iskolâstik retorike son verilmeli, duygu ululuğu ile söz arasında sıkı bir bağ kurulmalıdır. Sanat, poetik bir uyumla tutkuları açığa vurmalı, amaç gerçeğin aranması olmalıdır. Bunun için de yazarları iyi tanımak gerekir. Hiçbir zaman belirli bir estetik kuram için­ de düzene giremiyen kavram ve yargılar içinde Foscolo romantik estetik ruhuna girmiş sanat eser­lerinin birbirine karıştırılamaz bireyselliğini kabullenmekte romantikleri bile geride bırakmıştır.

Discorso sul testo della Divina Commedia (İlâhi Komedi'nin metni üzerine söylev) adlı eserinde Dante'nin kişilerini, karakterleri ve zamanlarına göre incelemekte, yazarın katıksız şiir dolu dün­ yasını ortaya koymaktadır.

Foscolo poetik konularda ozanın iç dünyasına, o dünyada saklı zenginlik ve enginliğe girerek duygu ve düşüncelerini sezinlemiye çalışan bir eleştirmendir.

18601 kovalıyan yıllarda Milano'da Fransız bohem edebiyatının etkisi altında kalan birtakım yazarlar kurdukları okula Scapigiliatura adını verdiler. Bireyci ve moral disipline karşı olan bu ya­ zarlar romantiklere karşı olmuşlardır. Okulun başına Giuseppe Rovani (1818-1874) geçti. Roman­cı, gazeteci, sanat eleştirmeni olan Rovani'den sonra okulun en iyi temsilcisi Emilio Praga (1839- 1875), en içten romantik kişisi de Arigo Boito (1842-1918) dur.

İtalyan romantizminin en iyi ve katıksız temsilcisi Francesco De Sanctis (1817-1883) tir. Eleştirmen, kuramcı, edebiyat tarihçisi olan De Sanctis'in eseri kişisel etkinliğinden ayrılamaz.

O hayatla kültür, hayatla okul arasında sıkı bir girişim olduğunu kabul eder. Eylem birliği içinde «noksansız kişi»yi en üstün ülkücülük olarak benimser. Bu bakımdan İtalyan rönesansınm en köklü akımlarına bağlıdır. Aydınlıkçı bir bilinçle doğuştan içinde mevcut gerçekçiliğe uyan Gioberti ve Mazzini gibi İtalyan düşünürlerinin soyut ülkücülüklerinin kusurlarını ortaya çıkarmıştır. Düşünce ve sanatta yeni gerçekçi akımları benimsemiş bu akımlarla ülküsel boşlukların dolduru­lacağına, ülküsel bir disiplin sağlanacağına inanmıştır.

Sanat eserlerini incelerken amacı sanat olmıyan, iyi ile gerçeği göz önüne almıyan görüş ve düşüncelere önem vermemiştir. De Sanctis eleştiriyi soyut değil biçim içinde gerçekleştirilen özün incelenmesi olarak kabul eder.

Ama gerçek ve ideal birinin doğrulanması konusunda moral ve vatanseverlik anlamında ilk İtalyan romantizminin sonucu olan ülküselle gerçek, sanatla tarih arasındaki uygunluk konusun­ daki romantik eleştirinin köklü sorunu karşısında De Sanctis bu özün şekline gerçek bir somut­ luk vermek zorunluluğunu duymuş, ilk romantiklerin yaptıkları gibi sanatla hayat arasında bir uzlaşma elde etmiye çalışmış, İtalyan edebiyatı tarihini yazarken de bu düşünceleri ön plânda göz önüne almıştır. Sanat eleştirmeni olarak en verimli zamanı da budur. Yeni estetik görüşünün verileri üstüne kurduğu ilk romantiklerden aldığı eleştiri sorunu da budur.

Doğuştan sanat zevkine sahip şiirin iç dünyasına girme, bir sanat eserinde yaşıyan öğeleri bulup ortaya çıkarma ondaki ülküsel yönleri değerlendirme bakımından De Sanctis, XIII. yüz­ yıldan XIX. yüzyıla kadar dinsel, siyasal ve moral yönleriyle bütün İtalyan hayatını ele alır. Bunu biçim ve öz, tarih ve şiir, sanat ve hayatın ulu anlamı içinde kaynaştırır.

1870 yıllarında psikolojik ve toplumsal ortam köklü değişmeler geçiriyordu. Felsefî ülkü­cülüğün uğradığı hayal kırıklığı, kişi ve dünyanın gerçek yorumuna ulaşmak isteği düşünceyi deney ve doğal felsefesine doğru yöneltiyordu. Bu tepki kıpırdanışı kültür alanında pozitivizmin sahneye çıkmasını sağlamış, pozitivizm 1870-1900 arası aydın etkinliğinin her şekline girmiş, eleş­tiri ve tarih araştırmalarım da kapsamış: Sanat alanında Fransız gerçekçi ve doğacılığı, kuram­larının dürtüsü ile gerçekçiliğin kapısını açmıştır. Ama bu gerçekçilik belirtileri ne olursa olsun, zamanın moral ve poetik bilincinin yenilenmesi konusunda geriliyen romantik edebiyata karşı güçlü bir tepki olamamıştır. Bir gerçeğe dönüş bulunmakla beraber derinliğine sağlamlaştırıcı bir güçten yoksun kalmıştır.

Giosue Carducci (1835-1907) son romantiklerin ağlamaklı, sefil duyguculuğuna, özdek­çiliğe düşen pozitivizme, doğacılığa, XIX. yüzyıl sonlarında realizme karşı olan estetizmin karşı­ sına geçerek tepki gösterir.

İkinci romantizme karşı tepkisi birinci romantizmin kaynaksal ilkelerine götürdü kendisini. Bu kaynak «tarihsel gelişim kavramının dayandığı ilkedir. Edebiyatı ulusun dehasından çıkan doğallıkla yansıtarak özgürlük ve öznelliği sanatın öz koşulları sayar. Halk, ulusun sanatsal geli­şiminin temelidir. Büyük yazar ise zaman ve zaman içindeki insanı temsil eden kişidir. Edebiyatın özel görevi mânevi ve uygar eğitimdir..» Eleştirmen olarak asıl erdemin üslûp kuralları ile psiko­lojik açıklamalarındaki incelik ve belginliktedir. Biçimde vücut bulan hümanizmanm tadı ile şiir dilini arar, hümanizmayı değerlendirmek için çırpınır. Burada iki gereksinme ortaya çıkar: Hümanizma gereksinmesi ile romantik gereksinme. Carducci her iki sorunu bir deyimin klâsik disiplininde çözümler. Genel olarak savı, sanatta birlik ve bütünlüğü kapsıyacak şekle varmaktır.

De Sanctis'in eleştiri anlayışı yolunda yürüyenler arasında Adolfo Bartoli gelir. Bartoli onun edebiyat tarihçiliğinde dayandığı ilkeleri göz önünde tutarak yedi cilt tutan İtalyan edebiyat tarihini yazmıştır. Sanatta gerçekçiliği savunur. Sensüel, dünya ile temasta olan bir anlayış Orta Çağın dinsel taassubuna hayat verebilir. Eleştiriden çok edebî bir karakter taşıyan bu tarihsel okul gö­rüşüne Carducci ile D'Ancona da katılırlar.

Ama tarihçi okul, Croce'nin yöntemlerine yaptığı itirazı karşısında yaşıyamaz duruma gelir. Torino'da 1883 yılında Arturo Graf ile Rodolfo Renier pozitivizmin en büyük yayım, yeni İtalyan Edebiyat araştırmaları organı olan Giornale Storico Della Letteratura İtaîiana (İtalyan Edebiyatı Tarih Gazetesini) çıkardılar. Amaç, bibliyografya ve repertuvar eserlerindeki kusurları düzeltmek, çalışmayı bilimsel anlamda düzenliyerek yöntem ilkelerini savunmaktı. Pio Rajna'nın da katıldığı bu Torino okulu etki alanını genişletti. Rajna özellikle şövalye edebiyatını, geleneksel edebiyatı ele alarak işledi. Ama sadece bu okulun değil, De Sanctis sonrası çağın en büyük tem­silcisinin Giosue Carducci (1835-1907) olduğunda şüphe yoktur.

Carducci'nin edebiyat eleştirisinin esası, kısaca, tarihçi okula dayanarak genel sistemleştir­me ve yeni araştırmalarla İtalyan kültürünü çağdaş Avrupa düzeyine çıkarmaktır. Bunun için Fransız edebiyatını örnek alır. Çağdaş şiirde ayrı bir sanat anlayış ve zevki, tinsel bir olgunluk, bir teknik arar. Şiirin teknik ve biçim açısından incelenişi, Carducci'ye göre bir gramer ve hü­manizma eğitimine sahip olmayı gerektirmez. Romantizmin en özel deyimlerinden birisi olan klâsisizmin onarılması için gerekli romantik ülkücülük ve akımlara önem verir. Dil konusunda Dante, Petrarka ve XVI. yüzyıl ozanlarını beğenir. Hiç etki altında kalmayıp herhangi bir şekilde zorlanmamış olan halk dilini sever.

Tarihçi okulun bilimsel ölçütlerine dayanarak yeni kültürün temelini atmak konusunda Carducci'nin yolundan yürüyen eleştirmen Alessandro D'Ancona'dır. Tarihçi okulun bütün us­taları program hakkında bildirileri dışındaki çalışmalarında vurdumduymaz görünürler. 1861 yılın­ da kavuşulan ulusal birlikten sonra hepsinde ortak çaba sanatta bir birliğe ulaşmaktır. Bu açıdan bakılınca ortak amacın tarihsel nesnellik parolası altında ulusal kültürün yenilenmesi ol­duğu görülür. D'Ancona bu görüşü bilimsel yola sokar. İncelemelerinin esası halk edebiyatı ko­nusundaki araştırmalarında halk fizyonomisini tanımlamıya yarıyacak köklü bir ödünleme sağlamaktır. Halk edebiyatı üstünde araştırmalar bu okul ustalarının en çok üstünde durdukları konulardan birisidir.

De Sanctis'in öğrencisi olan Francesco Torraca'da incelenen konularda bir yargıya varma çabası görülür. Bilimsel ülkücülüğü ile pozitivizme bağlanır. Hem eleştiri, hem de dil konusundaki bilimsel araştırmalarında pozitivisttir.

De Sanctis'in fikirleri ile tarihçi okul, okulun şiir anlayışı konusundaki yöntemlerine karşı tepkiler başlar. Kısmen Francesco D'Ovidio'dan gelen bu tepki onun üslûpçuluk ülküsünden hız ve güc alır. O da biçim ve retorik beğenisinden yanadır. Sanatta özel olanın değerlendirilmesi düşüncesini benimser. Şiirde ozanın fantazi ve iç dünyasına girmeğe çalışır. Dant e ile Manzoni üstüne yazdığı eleştirilerinde bu kaygı ile çırpınır.

İtalyan edebiyat ve kültüründe köklü bir yenileşme akımının öncüsü Benedetto Croce

(1866-1952) dir. La critica letteraria: questioni teoriche (Edebî eleştiri kuram sorunları) adlı eserin­ de topladığı eleştiri yazıları ile De Sanctis'e döner. De Sanctis'in edebiyat eleştirisindeki düşünce ve görüşlerini benimser. Sanatı biçim ve genel olarak bir felsefe sistemi içinde yaymak ilkesinden hareket eder. Sanatı bireyin tanınması şeklinde yorumlıyarak eleştiri savaşına girişir. Metafizik soyutluktan kurtulmak çabası içinde, romantik düşüncenin etkisi altındadır.

La filosofia dell'arte (Sanat felsefesi) adlı eserin yazan Giovanni Gentile, eleştiri çabasının büyük bir kısmım, bu yüzyılın başından 1940 yılma kadar, hümanizma ile rönesansa adamıştır. Petrarka'dan Galile ve Campanella'ya kadarki çağı incelemekle beraber rönesansın, düşünceden çok şiirde en büyük örneklerini verdiği yıllar ile pek ilgilenmez. Özneli kabul etmez. Değişik karak­ terlerde şiir ve felsefeyi çözümliyecek soyut imkânlar üstünde direnir. Dante'nin şiirinden çok felsefesi ilgilendirir Gentile'yi. Leopardi hakkında yeni incelemeler yolunu açar, onun şiirinde ağırlık merkezini düşüncenin aldığım savunarak düzyazısındaki değer payını belir­ tir. Croce'de olduğu gibi onun da edebiyat eleştirisindeki yargılarında kuram ilgisi daha ağır basar. Bu konuda iki eleştirmen de, türlü yollardan kendilerinin derslerinden etkilenen çağdaş eleştiricilerden ayrılırlar.

XIX. yüzyılın sonu ile XX. yüzyılın başlarında İtalyan kültürünün geçirdiği kriz içinde En­ rico Thovez'in polemiğini anmak yerinde olur. Ona göre : «Sanat anlamı içinde en sağlam temel doğadır. Sanatçının elinde sanat doğaya karşı bir savaştan başka bir şey değildir. Doğaya yaklaş­mak, daha keskin bakışla bakma sesini daha duygulu bir kulakla dinliyerek bileşimindeki sırları meydana çıkarma savaşıdır.» Şiir incelemesi konusunda pozitivistlerin benimsemiş oldukları doğacı belgelere yönelmedir bu. Geri kalmış bir taşrada kapalı kalmış edebî formüller dışına çıkarak çağdaş dünyada duygusal şeylere ulaşma zorunluluğunu açıkça ortaya koyar. Zevkte, duyguda yeninin peşindedir. Carducci ile D'Annunzio'ya özel eğilimlerinden kurtaramaz kendisini.

Yüzyılımızın ilk yıllarında Giuseppe Antonio Borgese, Croce'nin düşünce yöntem ve düşün­celerini uygulamakla dikkati çeker. Teknik ve üslûba değgin konulardaki yargıları eleştirmen olarak kendisini başarıya götürür. Gerçekten ülkücü bir estetik peşindedir. Şiir, kavram olarak dünyayı görüş simgesidir.

Renat o Serra edebiyat kültürüne bağlı, eleştiriye bilimsel bir yön vermek istiyen kişidir. Car­ ducci ülkücülüğünü benimser. Biçim konusunda bile onun filolojik disiplinine bağlanır. Buna hümanizma geleneğini ekler. Serra yenileştirici olmaktan çok geleneklere önem vererek gelenekçi­lerle çağdaşları arasında bir uzlaşma sağlamıya çalışan eleştirmendir. Arı şiirde içtenlik örneği Carducci'de, dilde yenileşme ile lirik duygululuk da Pascoli'dedir onca.

Croce'nin çıkardığı Critica dergisinde ilk yıllarda etken bir şekilde çalışan eleştirmen Alfre­ do Gargiulo'dur. Gargiulo formasyonu bakımından Serra'dan tamamen ayrıdır. Hümanizmanın geleneksel dünyasının dışında kalan genç eleştirmen kuramsal sorunlarla çağdaş kültüre doğru belirli bir yönelim gösteriyordu. 1907 den sonra sanatın teknik sorunları ile ilgilenmeğe başlar. Yeni bir zevkle yeni edebiyat ve kültür çağını eleştirme, denetleme amacını güder. Ele aldığı yaza­rın ahlâkî ve insan yanlarına dikkat eder. D'Annunzio hakkındaki eserinde bu temayı derinle­ mesine işler. Retorik ile hümanizmaya karşı açılan polemiklerin hiçbirisi Gargiulo'nunki kadar açıktan açığa olmamıştır. Genel olarak Gargiulo yargılarında bir sonuca varmak, deyim imkânları arasında bir bağ kurmak çabası güderse de gerçekte bu kuru ve soyut ortamı kapsar. Aslında bir eseri salt sonuca bağlamaktır amacı. Bu salt sonuç bir sanat eserinin tümü, öğeleri, hümanist ol­ması oranında tanımlanabilecektir.

Sanat yetileri ile kendisini gösteren denemeci Cecchi, eleştiri konusunda bir deneycidir. Çağ­daş edebiyatta üslûp sorunlarına eğilir, şekli benimsiyerek eleştiride eserin yapısına önem verir.

Cecchi'den daha ayrı, daha titizlikle eleştiri çabası gösteren başka bir yazar da Pietro Pancrazi'dir. İkisi arasında hiçbir ilişki yoktur. Pancrazi'ye göre eleştiri doğrudan doğruya hayat deneylerine bağlıdır. Bu anlamda edebiyat doğrudan doğruya doğa ve tarihte anlamım bulur. Es­ tetik, sistemli, salt eleştirinin konusunun insan olduğunu savunur. Yazarlarda hoşlanmadığı yan kuramlardır.

Giuseppe De Robertis eleştirmen olarak hayli başarılı yönleri olan bir kişidir. Özel bir teknik hazırlıktan yoksun olup kuramsal amaçlara ulaşmak ister. Belirli bir üslûba ulaşmanın yolu olarak dilbilgisi eleştirisinin gerekliliğini savunur. Edebiyat eleştirisini somut ve ahlâkî nedenler üstüne kurmak ister. Üslûp üstünde direnir.

Daha özgür ve ayrı, özel eleştiri etkenliği göstererek İtalyan klâsiklerini inceliyen yazarlar arasında Riccardo Baccehelli'yi anmak gerekir. Leopardi hakkında yazdığı, düzen ve üslûp olgun­luğu bakımından güzel bir eleştiri eserinden sonra şiirin esasını meydana getiren sorunları ele alır.

Genel olarak yüzyılımızın ilk on yılı içinde çağdaş araştırmalarla uğraşan eleştirmenler her bakımdan türlü biçim ve ölçülerde Croce'nin yenileşme çabasının etkisinde kalmışlardır. Bu kuşa­ğın özelliği edebiyat eleştirisi etkenliği ile sanat etkenliğini bir arada yürütmüş olmalarıdır. 1920-21 yıllarında Luigi Russo ile Francesco Flora bu konuda gösterilecek kişilerdir. Flora 1921 de yazdığı Dal Romanticismo al futurismo (Romantizmden fütürizme) adlı eserinde yazarın çağdaş sanat uygarlığına uymasını salık verir. Birbiri arkasından gelen deneylerle zenginleşecek birtakım kuramsal ilkeleri formüle bağlar. Flora ile bilimsel oluşumlu yeni bir edebiyat eleştirmenleri say­fası açılır. Şiirde temel kavram olarak söz gücünün iğretileme uyumunu esas alır. Flora daha sonra Foscolo'nun eleştirmen ve kuramsal birtakım yorumlarından hareketle salt estetik kuramlarına dönmüştür. Burada da söz konusunda direnir. Biçim sözlerden meydana gelmelidir. «Şiir insan hayatının süreli bir zamanı olduğuna göre eleştiri de sözün bir zamanıdır.» Eleştiri sözü çözümlen­diği takdirde poetik, figüratif ve müzikal söz de çözümlenebilir. Sadece eleştiri gerçek ve tarihle olan ilgiyi güven altına alabilir. Şiirin anlaşılmasında tarih ile filolojinin yardımının somut sını­rıdır bu aynı zamanda.

Croce'nin düşüncelerinin etkisi altında kalan Attilio Momigliano'yu Crocecilerden ayıran, yeni deneyler yolunu tutarak içe değgin yenilikleri iç krizler içinde eritme yeteneğine sahip olması­dır diyebiliriz. O Flora'dan tamamen başka bir kuşağın adamı, zamanından önce bir olgunluk düzeyine ulaşmış kişidir. Bu olgunluk her biri ardından gelen deneylerle kesin yönünü bulur. Momigliano'nun ilkelerinde yer alan birtakım öğeler hocası Graf'ta da görülür. Uzun süren yazı hayatında bütün İtalyan edebiyatım özel bir dikkatle incelemiştir. Manzoni en çok incelediği yazarların başında gelir. Lirizm hakkında yazdığı eleştirilerinin amacı şiirin soyut büyüsünü tarih­ sel somut ortama yöneltmektir. Bu büyü, Momigliano'ya göre, herkesçe duyulup sezildiği halde eleştirmenin gözünden kaçar çoğu kereler. Özel olana karşı duyulan istek, düzenli bir şekil için­ de, bir ozanın üslûp iklimi, ileriye çevrili dikkatte ortamını bulur ve yaratır. Çevresini genişlete­rek fantastik dünya olur. Ozanın moral dünyası budur işte. Croce'nin estetik gelişimi Luigi Russo ile yoluna devam eder. Bu gelişim edebiyat eleştirisini amaç edinerek arasıra özel bir soruna bağ­ lanır: Divina Commedia'da. Şiir ile yapı, Momigliano'da oratoria ile şiir, Dekamerori'&a. edebiyat ile şiir. Onda da eleştiri bir otobiyografinin yaşıyan biçimine anlam kazandırma çabasıdır. Yöntem sorunlarına önem vererek bunu her edebiyat akımının özelliklerine uygular. Yapı-şiir uygunluğu poetik-şiir uygunluğu şeklinde tanımlanır ki bu hiçbir eleştirmende kaale alınmış değildir. O, bu uygunluğun geniş anlamı üstünde direnir. Sanat lirizminin özel ve ayırıcı yanı üstünde durarak onu tarihteki yerine oturtmağa bakar. Onca bir lirizm bir kuşağın ruhu olup başat özelliği kendi­liğinden bir yapı ve tinsel gerçeğin tümünü kapsamasıdır.

Sanat eleştirisi konusunda Natalino Sapegno ve Mario Fubini ile yeni, değişik, yöntemli ve filolojik denetim çağı başlar. Klâsiklerin yorumu konusunda süregelen yenileşme çabasını sürdürürler. Bunlar arasında filoloji, Orta Çağ edebiyatı üstünde araştırmalar, dil araştırmaları konusunda Sapegno daha belirli bir çaba gösterir. Bu açıdan yeni filoloji tarihsel gelişmeye sıkı sıkıya bağlıdır. Ama asıl sorunlar araştırmalarda öznellik, araştırma konusunda eleştirinin önemi, bilimsel bir hazırlanmadır. Böylece Croce'cilik zımnî olarak iki eleştirmen tarafından benimsenmekle beraber aslında söz konusu bir seçmeden çok bir kültürel kazançtır.

Sapegno, kültürel geleneklerle ilgisi olan edîbî oluşmıya karşı dikkatli olarak ayaklanır. Şiir retorik, okula değgin, köklü sanat gelenekleri ile uzlaşmalıdır, onca. Sapegno XIV. yüzyıldan başlıyarak romantiklere, romantiklerden de günümüze kadarki kalburüstü sanatçılar hakkındaki denemeleri ile de üslûp özelliği ve olgunluğu gösteren önemli bir eleştirmendir.

Leave a Comment

Filed under Araştırma

Leave a Reply