Ölçüt Olarak Kalıcılık

-Türk Dili (Eleştiri Özel Sayısı), Nr: 142, Temmuz 1963-

Ölçüt Olarak Kalıcılık

I . A . Richards

Şiirin kalıcılığı buraya kadar söylediklerimize yakından bağlı bir konu. Tıpkı geniş bir okur topluluğunun ilgisini çeken eserlerden yana işliyen bir önyargı olduğu gibi, kalıcı eserlerden, «yüzyılların yargısına dayanmış», ya da dayanacağı sanılan eserlerden yana işliyen bir önyargı da var. İkisi de bir bakıma eleştirel çekingenliklerin ortaya çıkardığı önyargılar; kendi adımıza bir karar veremiyorsak, hiç değilse kalkan elleri sayıp çoğunluğa uyalım.

Ama kimi zaman değerlilikle hiç ilgisi olmıyan durumlar uzun ömürlülüğü sağlar, öte yandan büyük değerde bir eser salt o yüzden yok olur. Hiç basılmaz, kimse görmez ya da dinlemez. Ölümsüzlük sık sık, iyi eserlere bağlandığı sağlam­ lıkla, kötü eserlere de bağlanır. Hiawatha ya da The Black Ca/'den, Lorna Doone ya da Le Crime de Silvestre Bonnard'âan daha kötü pek az şey vardır, ayrıca an­ tolojilerin en büyük gözdelerinden[1] bazıları bu başarılarını «kötü sivrilişleri» ne borçludur.

Gene de ilgi çekişin devamlılığı ile belli bir yapı çeşidi arasında bir bağ kur­mayı, çok daha önemlisi, birdenbire edinilen ün ile sonraki kuşakların ilgisini çekmekteki başarısızlık arasında bir bağ kurmayı gerektiren nedenler yok değil. Hazır davranışlara karşılık veren bir eser, o davranışların bulunmadığı bir ortam­ da kalınca benzeri davranışlar yaratacak gücde olmadı mı, çoğunca bir kuşağa söylediğini arkadan gelen değişik davranışlı kuşağa söyliyemez. Anlaşma açısın­dan kalıcılığı önliyen bu duruma düşmesi bir eserin ille değersiz olduğunu gös­termez. Çoğu zaman, elbette, bu durum değersizlikle birlikte gelir; ama ille öyle olması gerekmez.

Kimi sanat eserlerinin kalıcılığı sık sık mantıksız birtakım varsayımların öne sürülüşüne yol açar. Bu çeşit sanatın ölümsüz özleri kapsadığı, «hiç değişmiyecek» özel doğruları ortaya vurduğu düşünülür. Ama bu gibi cılız düşünüşlerden her yerde olduğu gibi burada da kaçınılmalıdır. Sorunun en iyi tartışmasını sağlıyacak terimler bunlar değildir. Sanat eserinin başlangıcındaki itici güçlerin yeknasaklığı kalıcılığın yeterli bir açıklamasıdır. İtici güçlerini, gelip geçici bir yüksek heyecanlanma durumunun rasgele patlayışlarından alan bir sanat eserinde fazla bir kalıcılık gücü bulunabileceğini düşünmek akla yatkın olmaz. Nasıl bir önceki yıl, toplumsal nedenlerin oluşturması, dengeye getirmesi, tetiğin ucuna bağlama­sıyla, birtakım davranışların doğmasına sihirliymişcesine yol açabilen bir sözcük, ertesi yıl bütüniyle etkisiz, anlamsız kalabilirse, tıpkı öylece, ama daha geniş bir oranda, göze çarpıcılık derecesi daha az olarak, sanat eserleri de insanların içinde bulundukları özel toplumsal durumların yaratacağı etkilerle önem kazanabilir, ya da önemlerini yitirebilirler; örnekse bir eser belli bir durumda yetersiz uyandırıcılığından sıyrılıp öne çıkabilir. En önemsiz şeylerde olduğu gibi, en önemli şeylerde de modalar vardır, ama bir sanatçı için onlardan yararlanmak çoğunca kalıcılıktan vazgeçmektir. Böyle durumlarda sanatçının anlaşma kolaylığı ne ka­dar artarsa, modası geçme tehlikesi de o kadar artar.

Gerçekte eski büyük sanatın kimi eleştirmenlerce ileri sürülenden çok daha fazlasının modası geçmiştir; o eleştirmenler sanat eserlerine nasıl geniş bir bilgi yüküyle yaklaştıklarını unutuyorlar. Tanrısal Komedya bunun güzel bir örneğidir. İyi hazırlanmış okurlar için, Aquinas dünyasının genel görünüşünü hayalinde canlandırabilen, kadınlara ve el değmemişliğe karşı, anlaması belki daha da güç olan, bazı davranışları bilenler için, bu eserde eskimişlik, modası geçmişlik bulunmadığı doğrudur elbette. Ama unutulmuş şiirlerin pek çoğu için de aynı şey söylenebilir. Modası geçmek genellikle değer düşüklüğünün işareti değildir, anlaşma için özel koşulların, özel bir çevrenin gerekli olduğunun işaretidir. Bir eserin ça­ğını yansıtması, çağını özetlemesi, çağından her yanına işliyen etkiler alması düşük değerli olduğunu söylemeyi gerektirmez, ama ne varki bir eserin kalıcılığım önleyen özelliklerin en belli başlısı da budur. Gelip geçici aşırı heyecanlandırmalardan uzak bir yöntemle, değişmez gibi görünen öğelere yaslanarak, örnekse biçimsel öğelere yaslanarak yaratılan eserlerin zamana dayanması daha kolaydır. Dante'nin az okunması dolaylı olarak günümüzdeki kapalılığından geliyor yalnızca; biçim yönünden her zaman yanma yanaşılabilecek bir sanatçı. Ama böyle tek yanlı bir yanaşmayla yetinmiyen okurların onu anlamak için çok çalışmak zorunda kalmaları, bilginlerce bile niye böylesine az okunduğunu açıklıyan başlıca engel­dir. Ondan anlaşılabilecek, başka dillere çevrilebilecek şeyler, eserinin özü, söy­ledikleri, hem günümüz hem de gelecek için çok az önemi olan, aynı zamanda da çok güç anlaşılan şeylerdir.

(Edebiyat Eleştirisinin İlkeleri)nden Çeviren: Memet FUAT


[1] Örnekse, When lovely Woman stoops to folly, Heraclitus, The Miller's Daughter, Alexander Selkirk ve hiç değilse en iyi bilinen parçalariyle, The Skylark.

 

Leave a Comment

Filed under Araştırma

Leave a Reply