M. D’annunzio’ya

-Türk Dili (Eleştiri Özel Sayısı), Nr: 142, Temmuz 1963-

M. D'annunzio'ya

Remy De Gourmont

Serüveninizin en kötü yanı, sayım Bay, hiçbir ağırlığı bulunmayan ve yargılan herkesi güldürmekten başka bir şey yapmayan yazar Gaston Deschamps'm size karşı gösterdiği edebiyat dostluğudur. Bu eleştirmenin, aramızda hiçbir yetkisi yoktur bizim; çünkü, tümce aşırmadan daha iğrenç bir aşırma yolu daha vardır bizce, bu da düşünce kalıplarının aşırılmasıdır. Yaratılıştan biçimsiz M. Gaston Deschamps, tıpkı bir İtalyan alçısı gibi, türlü beyinlerden çıkan değişik parçaları alıp hemen kalıba dökmek böylece de kendine, ilk bakışta hiçte aşırılmamış gibi görünen bir konut dikmek sabrını göstermiştir: Bu petek gibi göz göz yapının en büyük bölümleri, Jules Lemaître'in o kedi saflığı ve Anatole France'ın o küçümseyici ilgisizliğinden meydana getirilmiştir. Anatole France gibi hiçbir şeyi önemsemez gibi görünen bu adamın işi gücü Jules Lemaître gibi her şeyle ilgilenmektir. Ama gerçek yaratılışı, güçsüzlerin, yetersizlerin yaratılışıdır onun; bir öykünme kafası, dolaysıyla çelişmelerle dolu bir kafa vardır kendisinde. Sizi öğüp göklere çıkarması, M. de Vogüe gibi davranmış olmak içindir; ve yine o eski elçiye öykünmek içindir ki, İtalya'da M. Thover'in öyle birdenbire kesip attığı o özel görevi kendisi yükleniyor. Çelişmelerle dolu yanı da şu: O sizi, siz olduğunuz için övgülere boğmaktan daha çok, çevirdiği dolaplara pabuç bırakmayan genç Fransız yazarları üzerinden bir silindir gibi geçmek için, o yaygın ününüzden yararlanmayı düşünüyordu. Burada «silindir» deyimini kullanışım, sayın Bay, ününüzün yuvarlak, dönen bir şey oluşundandır sizin; oysa siz, bu adamın elinde, bütün kendisi gibi düşünmiyen kafaları aynı harçla ezmeyi düşlediği bir havan elinden, başka bir şey değildiniz.

Lâtin rönesansına karşı gösterilen bir coşkunun içtenliğine inanmayacak kadar zeki biliyorum sizi; Tolstöi, Nietzsche, Ibsen, ve birçok Fransız ve İngiliz ya zarlarını okumuş olan siz, bugün artık, bir Rus, bir İskandinav düşüncesi olmayacağı gibi bir Lâtin düşüncesinin de olamayacağını bilirsiniz; var olan yalnız bir Avrupa düşüncesi, ve şu ya da bu ülkede, tek, özgün ve eksiksiz olduklarını ortaya koyan bireylerdir. Öyleyse şu lâtin rönesansı savının, bütün çıplaklığıyla ortaya  konduğunda, halkı oyalamak, onun kafasından düşünce denen şeyin geçmesini birkaç saat için bile olsa, engellemek amacıyla kullanmak istenilen kaba saba bir oyuncak olduğu görülür. Lâtin rönesansı: sırf basit bir kösnü, plâstik bir güzellik, güç belâ kapsadıkları şeylerle gizemlilik taslayan şu sevi, ölüm gibi birkaç sözcük, Pétrarka ve Leopardi'nin mutlu bir düzemi. «Güller dikin yavrularım, bakın ölüm geçiyor». Ama şu büyük yıkıma doğru koşuşan kalabalığın ayak seslerini duyurmayacak kadar gül dikebilecek misiniz, patlayan damarların kanım içmek için yeterince gül, gül kokusunun boğazlarda sevinç hıçkırıkları ve kin çığlıklarını bastırabilmesi için yeterince gül dikebilecek misiniz?..

Lâtin Rönesansı! Demek, bir Mazarinet'nin yaşlılık çılgmlığryla soyulup soğana çevrilen, memurların kırıp geçirdiği üzgün İtalya'dan, şu ölüler ülkesinden, bir meşe ağacı gibi dimdik yükselen, peygamberce yapıtlar veren bir sizdiniz O evrensel acı karşısında, tek başınıza ayakta boyun eğmeden kalabilip bütün alnıksal görüyü sevi oyunları ve çiçek yağmuruna çevirebilen bir siz oluyordunuz demek? Elinize bir zambak alıp alayın başına geçin. Lâtin rönesansmm ölüm alayını, ona yaraşır bir biçimde katılıp kutlayacağız.

Başınıza kakılan şeylere gelince. Yoo, doğrusu pek de önemli bir şey değil bu. M. de Vogüé, Fleurs du MaFáen tiksinir, Tentation'u küçümser, Maeterlinck'i tanımaz, UEthopée'yi tümden aşağılar, Verlaine'i pek uygunsuz bulurdu; ne var ki, sizin bahçenize aktarılmış olunca bu kişileri sever oluyor, yapıtlarına bayılıyor! Doğrusu bu serüven sizi büyültmüyor, ama, böylesine kötü bir bahçıvanın meslek yetkisini düşürdüğü kadar da değerden düşürmüyor. M. Gastón Deschamps ise bundan ancak utanmıştır, zaten hep utanç duymaktan başka birşey yapmıya sıra bulamamıştır.

Böyle bir yanlış anlaşılma oldu diye üzülmeyin, ve şuna da inanın ki, eğer biz yapıtınızda başka yazarları da bol bol tattıysak, sizin kendinizi de bulup tattık, hem tasarlıyamıyacağmız kadar güvenle.

Birkaç güzel tümceyi İtalya'da geniş halk tabakalarına yaymak bir suç, bir kıya mı? Öyleyse, emekliye ayrıldığından beri, başkalarının düşüncesini yaymaktan başka neyle uğraşıyor M. de Vogüé? Hattâ denebilir ki, yüz ağartan, saygıdeğer bir iş bu; ama topu topu bir iş işte, fazla bir şey değil. Hem sonra, M. Gastón Deschamps kendisi ne yapıyor bakalım, bütün öbür asalaklar gibi başkalarının sırtından geçinmekten başka ne yapıyorlar ki hepsi de. Eğer şu saatte, bu asalaklardan bazılarının sizden utandıklarını görecek olursanız, kendilerini utançlarıyla başbaşa bırakıp şöyle söyleyin: Siz nerde eleştirmenlik nerde; aranızdaki uzaklık, çanı döküp yapanla, onu yalnız çalan kayyum arasındaki kadardır.

(Epilogues, Réflexions sur la Vie – Hayat Üzerine Düşünceler) den

Çeviren: Tahsin SARAÇ

Leave a Comment

Filed under Deneme

Leave a Reply