Paul Léautaud’nun Duygulu Kinizmi

-Türk Dili (Eleştiri Özel Sayısı), Nr: 142, Temmuz 1963-

Paul Léautaud'nun Duygulu Kinizmi

Marcel ARLAND[1]

M. Leautaud'nun kitaplarında yalnız bir konu vardır: kendisi. Az yazar, (değilse bile az yayımlar); üzerinde direndiği şeyler de azdır; ama dağarcığındaki bu hafif yükün, hiç şüphe yok, şimdi herkesin dilinde dolaşan kitapların çoğu unutulduğu zaman bir yeri, hem de çok özel bir yeri olacak. Onun, kafalarımızda kalan hayali gerçeğe uygun düşmezse, suçu, kendini de başkalarını da aldatmamayı amaç edinmiş gibi görünen kaleminde aramamak gerek. Kaba çizgileri yönünden bu hayal üzerinde hepimizin uzlaşacağına inanıyorum; Leautaud'yu düşününce gözlerimizin önünde bu hayalin, eski maroken koltuğuna gömülmüş, yüzü alaycı çizgilerle kırışmış, dizlerinin üstünde bir kedi, ayaklarının ucunda iki ya da üç köpekle canlanacağını biliyorum; kitaplarını okurken bir yandan kendimizden geçeceğimize, bir yandan da huzursuzluk içinde kıvranacağımıza inanıyorum. Ama asıl güçlük, bundan sonra, üzerinde yargıda bulunmak istediğimiz zaman başhyacak. Sanatı üzerinde demek istemiyorum; çünkü, olduğu gibi görünmek için Stendhal ile XVIII. yüzyıl yazarlarının bazılarından çok şey istediğinin, şakalarının kimizaman aşırı bir şekil aldığının şöyle böyle farkına varacağız; dilinin güzelliğini, karikatür çizmekte, hikâye anlatmaktaki Tanrı vergisini övmek için hepimiz aynı şeyi söyliyeceğiz. Ama Leautaud'yu bir insan olarak ele almak, onun ruhunun ve yüreğinin niteliklerine el atmak istedik mi işte o zaman iş değişecek, ortaya güzel bir çekişme konusu çıkacak. Ben kendi hesabıma şöyle bir konuşma tasarlıyorum bu konuda. (Kendisinden söz ederken geçmiş zamanı kullanıyorsam Leautaud beni bağışlasın, Charles Louis Philippe'in ölümü üzerine yazdığı düşünceler beni bu yola yönetiyor da ondan).

A — İğrenç adamın biriydi o! Öyle ya, böyle bu kerte bencil bir yaratık, böyle bu kerte kendinden memnun bir yaratık yeryüzüne ne gelmiştir ne de gelecek. Böyle bu kerte içine kıvrılmış, böyle olduğu için de hayatından bu kerte memnun bir yaratık nerede görülmüştür ki? Zevk alacağını umduğu süre insanların varlığıyla yokluğuyla ilgilenmiş. Kendi istekleri giderilmiye görsün, arkasından bütün insanlık batsa vız gelirdi ona. Hem ne istekler, ne istekler!

B — Duygulu bir yaratıktı o! Hayvanlara karşı duyduğu sevgi kadar dokunaklı bir şey olamaz yeryüzünde! Ölümlerinden nasıl söz ettiğini hatırlayın bir kez; ama sakın bunun bencil kişilerde öteden beri görülen bir şey olduğunu söylemeye kalkmayın. Leautaud hayvanları insanlardan çok sevdiyse, bunun nedeni, hayvanların hiç olmazsa daha sade görünmesi, daha çok sevgiye muhtaç olması, onu gerçekten sevmesiydi. Hem zaten, yalnız hayvanları severdi demek de doğru olmaz; hele bir Madam Cantili ile Petit Amfdeki kişileri hatırlayın; Leautaud istediği kadar onların gülünç yanlarını belirtmeğe çalışsın, onun bu habisliğinin arkasına saklanmış bir acıma duygusunu sezmemek imkânsız. Sert ve alaycı bir sevgi duyardı onlara karşı; ama ne var ki, bu çeşit sevgilerde gerçek payı daha çoktur.

A — Peki ama, o kinizmim, o kabalığım ne yapacağız? Onun aşktan söz ettiğini duysa, bir arabacının bile yüzü kızarırdı. Anasından, hele anasından söz ederken duysa…

B — İçinden öteden beri bir korku vardı da ondan; budala yerine konmak korkusu; genel kanının, herkesin harcı olan şeylerin bir türlü benimsiyemediği mânevi değerlerin elinde oyuncak olmaktan korkuyordu da ondan. Sizin kinizm dediğiniz şeyde kişi isterse salt kafa erkinliği de görebilir. Kabalığına gelince, onun da, bu sıkılgan, kim ne derse desin benim kanımca tam manasıyla edepli olan' bu adam için ne dereceye kadar bir örtü vazifesini gördüğünü söyliyecek olana bravo derim. Saldırganlığı ise..

A — Ben onun saldırganlığını değil, saldırış tarzını, saldırırken ileri sürdüğü nedenlerle duyduğu zevki yeriyorum. Nouvelle Revue Française'm 1928 Aralık sayısında çıkardığı konuşmayı hatırlarsınız belki.

B — Ne yalan söyliyeyim, bir hayli ağırdı.

A — Orada saldırmadığı şey yoktu ki… Dine de, vatanseverliğe de, yiğitliğe de saldırıyordu… Bouvard bile adını koymaktan çekinirdi o yazının altına. Haydi, en yiğit kişi bile arasıra korkar, gülünç durumlara düşer diyelim; ama bu, hiçbir mânevi değeri olmadığını, az görünen bir şey olmaktan başka hiçbir değeri olmadığını kabul etsek bile, yiğitliği küçümsemek için bir neden olabilir mi? Hem sorarım size niçin küçümsüyordu yiğitliği? Bencil olduğu için, kendi rahatına düşkün olduğu için değil mi?

B — Hayır, salt daha tabiî görünmek için.

A — Tabiî görünmek için öyle mi? Tuhaf şey doğrusu, şu kendilerine tabiî görünmiyen olaylara yapmacık damgasını yapıştıran kişilerin durumu! Diyelim ki yalnız spordan anlıyorsunuz, başka şeylerle uğraşan kişilere ikiyüzlü damgasını mı yapıştıracaksınız hemen? Kimi zaman gelip geçici bir heves bile yeter; örneğin, âşık oldum diyelim; bu kuruntu, bu ateş, bu kendinden geçiş, dünyanın birdenbire gelen bu yeniliği beni her şeyden daha çok kaygılandırıyorsa, bana hemen aktörün biri mi diyeceksiniz? Sizden daha gülünç olduğumu, tabiî olmaktan çıktığımı mı ileri süreceksiniz? Tanrı dediğimiz problem sizin için çözülmüş olabilir; bu, benim için de başkaları için de çözülmüş anlamına mı gelir yani? Ben Leautaud'ya, bayağılığa kaçtığı için kızmıyorum: Bilirim, böyle bir şeye güler geçerdi; benim asıl kızdığım, belki de haksız yere bayağılık dediğimiz şeyden hoşlanması, dar kafalı olması, ne kadar hoşa giderse gitsin yalnız kendi hayaliyle uğraşması. Tiyatro üzerine yazdığı eleştirilere bir bakın; Cocu magnifique'i, Saul'ü yazanla birlikte çağının en güzel oyunlarını vermiş olan Claudel'e veryansın etmekten çekinmiyor.

B — Eleştirilerinizi ters çevirip, Leautaud'nun yiğitliği küçümsemesinde bir bir çeşit yiğitlik olduğunu, hem de pek öyle kolay kolay elde edilemiyen bir yiğitlik olduğunu söyliyebilirler size. Adamcağızın kimseyi rahat bıraktığı yok ki… Şunun bunun düşmanlığını, nefretini kazanmak için çanak tutmuş sanki. Böyle bir şey ise her zaman, hele edebiyatta her zaman görünen şeylerden değil. Bana kalırsa Leautaud, kendisine hiçbir zaman şan ve şeref sağlamıyacağmı çok iyi bildiği bir dâvayı savundu durdu.

A — Peki öyleyse, bir kahramandı deyip çıkalım: böylece cezasını vermiş oluruz. Ben de zaten onu öteden beri, gösterişsiz, afişiz bir Cyrano, Rossinante'ı olmıyan bir Sancho olarak görürdüm. Bununla beraber kendisine verdiğimiz bu ceza da çok hafif sayılır !

B — Bitmedi ki… Ona verebileceğiniz bir başka ceza daha var.

A — Neymiş o ?

B — Sonsuzluğuna inandığı bir şey yoktu hayatta.

(Essais et Nouveaux Essais critiques)den

Çeviren: Fehmi BALDAŞ


[1] Magnum opus, baş eser anlamına.

 

 

 

 

 

Leave a Comment

Filed under Deneme

Leave a Reply