Türkler niçin yabancı dil (İngilizce) öğrenemiyor?

page_1

Türkler niçin yabancı dil (İngilizce) öğrenemiyor?

(Why can’t Turks learn a foreign language [English]?)

Halûk Harun DUMAN

İster isen anlamak cihânı,

Öğrenmeli Avrupa lisânı.

Bilmek gerek ordaki fünunu,

Terk eyle taassub u cünunu

Ziya Paşa (1829-1880)

WEST, Richard vd., Türkiye’de Yükseköğretim Kurumlarındaki İngilizce Eğitimi, British

Council-TEPAV, Kasım 2015, 112 s., (online: www. http://www.britishcouncil.org.tr)

BRITISH COUNCIL ve TEPAV tarafından Kasım 2015‘de yayımlanan İngilizce eğitimi konulu “Durum Analiz Raporu” birçok yönden önemli ve dikkat çekici bilgiler içermektedir. Ancak her çalışma gibi raporda eksik bırakılan veya  görmezden gelinen yönler olduğu fark edilmektedir. Bunlara geçmeden önce rapor hakkında kısa bilgiler vermenin yararlı olacağını düşünüyorum.

Türkler niçin yabancı dil (İngilizce) öğrenemiyorlar?” ana sorusuna cevaplar aranan araştırma, giriş bölümü dışında şu başlıklardan oluşmaktadır.

1) Uluslararası Bağlam: Küreselleşme

2) Ulusal Bağlam: Eğitim Dili

3) Kurumsal Bağlam: Dil Öğretim Programları

4) Departmansal Bağlam: İngilizce Öğretimi

5) Departmansal Bağlam: Eğitim Dilinin İngilizce Olması

6) Özet Bulgular ve Öneriler

Altı bölüm halinde ele alınan konu, alt başlıklarla ayrıntılı bir şekilde işlenmektedir. İstatistiksel bilgiler, gözlemler, anket soruları, raporlar vs. gibi ölçülebilir verilerle araştırma desteklenmektedir. Raporun sonunda Türkiye’nin daha büyümesi ve gelişmesi için üniversite sisteminin değişmesi gerektiği, bu kapsamda İngilizce öğreniminin adeta bir zorunluluk olduğu vurgulanmaktadır. Söz konusu araştırmada öne çıkan bulguları şöyle özetlemek mümkündür.

1. Araştırma, 15 ilde 38 üniversiteyi (% 12.5) kapsamaktadır (s. 4) Oysa bu sayının ilerleyen sayfalarda 8 il, 22 üniversiteyi kapsadığı belirtilmektedir (s. 28). Hangisi doğru bilmiyorum ancak araştırmaya göre öğretim kurumlarında verilen yabancı dil eğitimi yetersiz ve düşük verimlidir. Bu durum da ekonomik gelişmeyi tehdit etmektedir.

2. Türkiye’de üniversiteler yıllar içinde nicelik (sayısal) olarak artmış ancak nitelik (kalite) olarak artmamıştır. 2001-2015 yılları arasındaki sayısal artış aşağıdaki tablodan anlaşılmaktadır:

tablo1

3. Times Higher Education’un yaptığı uluslararası üniversiteler sıralamasına göre 2013 yılında dünyanın 200 üniversitesi arasında 4 Türk üniversitesi yer alırken 2015 yılında bu sayı 8’e yükselmiştir. Bu sıralamaya: Çin (27), Tayvan (19), Hindistan (11), Türkiye (8) ve Rusya (7) üniversite ile dâhil olmuştur.

4. Türk öğrenciler üniversiteye gelinceye kadar 1000 ve üzeri saat İngilizce ders almalarına rağmen temel düzeyi aşamamaktadırlar.

5. Hazırlıkta verilen 8 aylık eğitimle öğrencilerin B2 düzeyine çıkmaları çok zordur.

6. 2012 yılında Türkiye’den TOEFL sınavına girenlerin ortalama puanı 120 üzerinden 75’tir. Bu düzey Latin harflerinden farklı alfabe kullanan Sudan ve Etiopya ile aynıdır.

7. 2014 yılı İngilizce Yeterlilik Endeksi’ne (EPI) göre Türkiye; Avrupa’da 24., dünyada ise 47. sırada yer almaktadır.

8. İngilizce genel bilim camiasında ortak dil olarak kullanılmaktadır. Scopus’un veri tabanına göre dünyada yapılan bütün yayınların % 80’i İngilizce yapılmaktadır.

9. OECD’nin 2011 yılındaki araştırmasına göre dünya genelinde 4, 7 milyon uluslararası öğrenci bulunmaktadır. Bu öğrenciler yaklaşık 170 milyar dolar harcamaya sebep olmaktadırlar. Bu sayının 2025 yılında 8 milyona, harcama bütçesinin ise iki katına çıkması beklenmektedir.

10. Türkiye dünyanın en büyük öğrenci ihracatı yapan ülkelerinden biridir.

tablo2

(Bu sayılar ülke nüfuslarına göre oranlansaydı, Türkiye, eğitim amacıyla yurt dışına gönderdiği öğrenci sayısı ile en üst sırada yer alan ülke olurdu.)

11. Türkiye uluslararası öğrenci pazarından maalesef istenilen sayıda öğrenci çekememektedir.

tablo3

12. Türkiye’ye gelen uluslararası öğrenciler büyük oranda Türk dünyasından ve Osmanlı coğrafyasından gelmektedirler:

tablo4

13. İngilizce öğrenmek kültürel kimliğe karşı bir tehdit olarak algılanmaktadır.

14. Anadolu Liselerinin müfredatlarındaki değişiklik İngilizce öğrenme performansını düşürmüştür. Öğrencilerde motivasyon eksikliği, derslere katılmada isteksizlik ve devamsızlık dil eğitimini olumsuz etkilemektedir.

15. Öğrenciler konuşurken veya yazarken “hata yapacağım” korkusu ile derslere yeterince katılamıyorlar. Haftada 30-35 saat yabancı dil hazırlık okuyan öğrencilere, altıncı veya daha fazla kez Present Perfect Tense’i öğretmeye çalışmak tuhaflığı yaşanıyor.

16. İngilizcenin gerekliliği ve önemi geç yaşlarda anlaşılıyor.

17. Sınıf içinde motivasyonu ve iletişimi artırıcı çalışmalar yapılmalıdır. İngilizce iletişim dili ve akademik dil olarak öğretilmelidir. Sınıf içi ihtiyaç analizi çıkarılmalıdır.

18. Öğrencilere verilen ödev, proje, sunum vs. gibi çalışmalarda kendi disiplinleri ile ilgi kurulmalıdır (Örn: Çevre Kirliliği / Biyolojik Açıdan Çevre Kirliliği / Mühendisliğin Çevre Kirliliğine Getirebileceği Çözümler vs.)

19. Yabancı dil eğitiminde Genel Amaçlı İngilizce > Genel Amaçlı Akademik İngilizce > Spesifik Amaçlı İngilizceye odaklanılmalıdır.

20. Yapılan ödev ve benzeri çalışmalar e mail veya diğer yollarla toplanmalı, sınıfta yansıtılmalı ve dijital arşiv çıkarılmalıdır. Sunumlar öğrencilerle paylaşılmalıdır.

Araştırmanın pek çok yerinde Türkiye’de İngilizce öğretimi (İÖ) alanında beklenenden düşük performans sergilediği; eksikliğin ilk ve orta öğretimde verilen eğitimin yetersizliğinden kaynaklandığı belirtilmektedir. Bu yetersizliğin Türkiye’nin ekonomik gelişimi için bir tehdit oluşturduğu kanısı ortaya çıkarılmaktadır.

Yukarıda belirtildiği gibi araştırmada bazı açılardan önemli tespit, öneri ve sonuçlar yapılsa da meselenin özüne yönelme konusunda ciddi eksikler olduğu görülmektedir. Bu konudaki eleştirileri birkaç başlık altında toplayıp kısaca açıklayabiliriz:

I. Türklerin içinde bulundukları kültürel çevre

II. Türkçe ve İngilizce arasındaki farklılıklar

III. Coğrafi ve Demografik özellikler

IV. Emperyalist algı

V. Dil eğitimindeki yanlış yönlendirmeler

Sonuç ve Öneriler

Bu başlıkları kısaca izah etmek yararlı olacaktır.

I. Türklerin içinde bulundukları kültürel çevre: Bilindiği gibi Türkler Orta Asya kökenli bir millettir. Binlerce yıllık tarihsel süreç içinde doğudan batıya, kuzeyden güneye farklı coğrafyalarda at koşturmuş, vatan kurmuş ve devlet yönetimde söz sahibi olmuşlardır. Dönemsel olarak esnek bir şekilde genişleyip daralan coğrafya içinde temel dil ve kültür özelliklerini koruyup yaşatmayı başarmışlardır.

Epistemolojik olarak Batı kültürü ile Türk kültürünün beslendiği kaynaklar ile tarihsel geçmiş ve merkezler farklıdır. Bunun gibi dini ve felsefi temeller de değişiktir. Türklerin dillerini, kültürlerini ve dünya görüşlerini farklı coğrafyalardaki kültürlerle etkileşime girerek zenginleştirdiği bilinmektedir. Ancak bunu yaparken öz değerlerin yok olmasına razı olmadıkları da bir gerçektir. Bunun en açık ve somut örneğini Türk dilinde görmek mümkündür. Türkçe günümüze kadar Çince, Moğolca, Farsça, Arapça, Rusça, Fransızca, İngilizce vs. gibi farklı dillerin etkisi altında kalmasına rağmen yok olmamış mucizevi olarak varlığını koruyabilmiştir.

19.yy’da yoğunlaşan batılılaşma çabaları her ne kadar siyasal, ekonomik, kültürel değişim ve dönüşümlerin yaşanmasına sebep olmuşsa da öz değerler her zaman korunmaya çalışılmıştır.

II. Türkçe ve İngilizce arasındaki farklılıklar: Bilindiği gibi Türkçe; Ural-Altay dil ailesine mensup olduğu için İngilizceden çok farklı yapı özelliklerine sahiptir. Hint-Avrupa dil ailesinin bir üyesi olan İngilizce ile Türkçe arasındaki farklılıklar azımsanmayacak boyuttadır. Bunlardan birkaçını şu şekilde göstermek mümkündür:

  • Cümle sıralaması Türkçede: Özne + nesne + yüklem şeklindedir. İngilizcede ise özne + yüklem + nesne şeklinde olur.
  • Kendi dilinde harf-i tarif, phrasal verbs vs. gibi gramatik özellikler olmayan insanlara bunları tanıtmak ve öğretmek sanıldığı kadar kolay değildir.
  • Türkçe sondan eklemeli bir dil olup ifadeler ekler yoluyla zenginleştirilebilir. İngilizcede ise Türkçede olmayan önekler ve farklı sözcük türetme yolları vardır.
  •  Türkçe yazıldığı gibi okunur, İngilizce yazıldığından farklı yarı transparan okunur.
  • Türkçede 5 zaman kipi kullanılır, bu sayı İngilizcede 12’dir.

Bu nedenle Türkiye’nin; Danimarka, Hollanda, İsveç, Finlandiya, Norveç gibi ülkelerle karşılaştırılması doğru değildir. Bu ülke insanının istatiksel olarak İngilizce öğrenmede başarılı, Türklerin ise başarısız olduklarını belirtmek sosyolojik ve dil bilimsel anlamda yanlıştır. III. Coğrafi ve demografik özellikler: İngilizce yeterlilik endeksine göre yabancı dil öğrenmede başarılı olan ülkeler coğrafi açıdan ve ortak tarih açısından İngiltere’ye daha yakındır. Kaldı ki bu ülkelerin hepsinin nüfus ve demografik özellikleri Türkiye’den çok farklıdır. Örneğin; Finlandiya, İsveç ve Norveç gibi ülkeler bir bütün olarak toplansa bile İstanbul’un nüfusuna yaklaşamamaktadırlar. İngilizce yeterliliğine göre Avrupa sıralamasında (EPI 2014) ilk beş içinde yer alan ülkelerin nüfus durumları ve coğrafi anlamda İngiltere’ye (Londra) yakınlıkları dikkat çekicidir:

tablo5

Kaynak: https://tr.wikipedia.org

Aşağıdaki bilgilerden de anlaşılacağı gibi, Türkiye, nüfus olarak hem kalabalık hem de coğrafi ve kültürel anlamda İngiltere’ye çok uzaktadır.

tablo6

Nüfusu az olan ülkelerde eğitim sistemini güçlendirmek ve düzenlemek her zaman için daha mümkündür. Oysa yalnızca ilk ve orta dereceli okullarda okuyan öğrenci sayısı (yaklaşık 18 milyon) bile çoğu Avrupa ülkesinin kat be kat üzerinde olan Türkiye’de böyle bir sistematik reform yapmak takdir edilecektir ki zordur. Bütün zorlayıcı yönlerine rağmen arzu edildiği ve siyaseten desteklendiği takdirde radikal değişikliklerin yapılabileceği de açıktır.

Bilindiği gibi bir dili öğrenmek için o dilin konuşulduğu coğrafyada yaşamak veya oraya yakın 1-avrupaya-ilk-gonderilen-ogrencilerolmak son derece önemlidir. “Dil banyosu” diye bilinen uygulamada en önemli husus o dilin konuşulduğu coğrafyada yaşamak veya oraya yakın olmaktır. Türkiye’nin yukarıda sayılan beş ülkeden daha uzakta ve farklı bir kültür coğrafyasında bulunması doğal olarak İngilizce öğrenmesini zorlaştırmaktadır.

Tanzimat döneminde eğitim amacıyla

batıya gönderilen ilk Türk öğrenciler…

(Kaynak: Tanzimat – I, İstanbul: Maarif Matbaası, 1940)

IV. Emperyalist algı: İngilizce öğrenme konusundaki isteksizlik ve soğukluğun önemli sebeplerinden biri de İngilizlerin tarihten gelen emperyalist tutumundan kaynaklanmaktadır. Yoksa binlerce yıl Arap ve Farslarla iç içe yaşayan ve Arapçayı din dili, Farsçayı bilim dili olarak kullanan Türklerin yabancı dil öğrenmeye karşı oldukları söylenemez.

Bu bağlamda Türk kültürünün gelişmesinde Doğu dillerinden yapılan çevirilerin yanı sıra özellikle 1850-1860’lı yıllardan itibaren Batı dillerinden yapılan çeviriler de etkili olur. İlk Fransızca kitap 1776 yılı gibi çok erken sayılabilecek bir süreçte yayımlanır. Bu yıllardan sonra özellikle Fransızca bilmek, öğrenmek, konuşmak ve yazmak bir tutku derecesinde toplumda yer eder. . O kadar ki insanların Fransızcayı kolay öğrenmeleri için 1850 yılında Yusuf Halis Efendi, Miftah-ı Lisan adında mülemma (birden fazla dilli) şiir şeklinde düzenlenmiş Fransızca sözlük bile hazırlar.1 Bir beyiti aşağıda yer alan sözlük şöyledir:

Allah Diyö gökler siyö yer ter komanse ibtidâ

(Dieu), (cieux), (terre), (commencer)

Dâim tujur bâkî eternel enfini bî-intihâ

(toujours), (éternel), (infini)

Bilindiği gibi 1830’lu yıllardan beri Avrupa’ya ilim tahsil etmek için öğrenci gönderen Osmanlı Devleti bu konudaki ihtiyacın farkındadır. Bu program kapsamında Fransa’ya giden İbrahim Şinasi (1826-1871) döndüğünde ilk Türk gazetesini çıkartıp kamuoyu ve düşünce özgürlüğü fikirlerini savunur. Şinasi’ye göre en önemli mesele: “Asya’nın akl-ı pirânesi ile Avrupa’nın bikr-i fikrini mezcetmektir”. Günümüz Türkçesiyle Şinasi; “Asya kıtasının (Doğu dünyasının) yaşlı ve tecrübeli aklıyla, Batının yeni fikirlerini birleştirilmesini” önerir.

indir                        download

İbrahim Şinasi (1826-1871)                             Ziya Paşa (1829-1880)

Yine Tanzimat döneminin ünlü şairi ve düşünürlerinden Ziya Paşa’nın epigraf olarak aldığımız sözleri de yabancı dil öğrenmenin önemini vurgulayacak niteliktedir. Ziya Paşa; Avrupa’da gelişen bilimi öğrenmek için bir Batı dilinin öğrenilmesini ister. Bunu yapmamanın muhafazakârlık (aşırı tutuculuk), hatta delilikle eş değerde olacağını söyler.

Aynı anlayış Cumhuriyet döneminde de devam eder. 1416 sayılı yasa ile binlerce öğrenci MEB’in organizasyonu ile yabancı dil ve bilim öğrenmeleri, bilgi ve görgülerini arttırmaları için Avrupa’ya gönderilirler. Bu uygulama halen başarılı bir şekilde devam etmektedir. 1416 sayılı yasadan yararlanan Prof. Dr. Sadi Irmak ve Prof. Dr. Gazi Yaşargil’in yurt dışına eğitim amacıyla gidişine dair yaşanan etkileyici öykülerini unutmamak gerekir.

Ancak İngilizlerin Osmanlı’ya karşı uyguladığı acımasız “parçala-böl-yönet” politikası, Bizans’ı aratmayan entrikacı yaklaşımları ve “emperyalist” tutumlarını Türk insanı asla unutmaz. Her İngilizce öğretmeninin öğretmeye ve sevdirmeye çalıştığı İngilizce karşısında; her tarih, edebiyat veya sosyal bilgiler öğretmeni, İngilizlerin entrikalarından ve emperyalist yaklaşımlarından bahseder. İngilizceyi bir Truva atı gibi gören kendi kültürüne kast eden, varlığını tehlikeye düşüren bir olgu gibi algılayanların sayısı azımsanmayacak derecededir.

V. Dil eğitimindeki yanlış yönlendirmeler: Türkiye’de dil öğretimindeki yanlışlarla, yalnız yabancı dillerde değil, kendi dilini öğretmede bile karşılaşılmaktadır. Bugün Türkiye’nin farklı coğrafyalarında eğitimini tamamlamış insanların Türkçe dil bilgisi konumundaki ortak yönleri birbirinden çok farklıdır. Bırakın öğrencileri, Türkçe hocaları bile dilbilgisi konusunda farklı bilgilere sahiptir. Örneğin bazı öğretmenler zamir terimini kullanırken bazıları adılı kullanmaktadırlar. Bunun gibi farklı terminolojik ifadelerden birkaçını şöyle sıralayabiliriz:

Ayraç: Parantez

Belirteç: Zarf

Bükümlü dil: Bitişken dil

Dilbilgisi: Gramer

Edat: İlgeç

Fiil: eylem

Hikâye: Öykü

Zarf fiil: Bağ eylem

Dil öğretmeyi; dil tarihi, ek, kök veya cümle bilgisi öğretmekle eş değer gören dil eğitim anlayışı halen ilk, orta ve yükseköğretimde devam etmektedir. Elektronik medya olmasaydı ülkede ortak konuşma dili olan İstanbul Türkçesi, genel nüfusta belki de bu kadar kabul görüp yaygınlaşmayacaktı. Kısacası kendi öz dilini bile öğretmekte zorlanan ve bu konuda metot geliştiremeyen bir ülkenin yabancı bir dili vatandaşlarına sular seller gibi öğretmesi hayal kurmaktan başka bir şey değildir.

Üniversiteyi bitirmiş olmasına rağmen, hâlâ iki kelimeyi bir araya getirip Türkçe cümle kuramayan veya meramını yazı ile rahatça anlatamayan insan sayısı az değildir. 30 yıllık akademisyen ve yaklaşık 8 yıllık yöneticilik hayatımda gördüğüm dilekçe hatalarını hatırlayınca rahatsız oluyorum. Bu dilekçeleri yazanların çoğu üniversite mezunu, hatta büyük bir kısmı da maalesef akademisyen konumunda insanlardır.

Sonuç ve Öneriler

Türkçede kullanılan “Cümlenin maksudu bir amma rivayetler muhtelif” cümlesi yabancı dil konusunda da karşımıza çıkmaktadır. Hemen herkes İngilizce öğrenme konusunda hemfikir ancak bunun nasıl yapılacağı konusunda farklı düşüncelere sahiptir. Bir kısım insana göre İngilizce eğitimi anaokulunda başlamalı, bir kısmına göre de bu gereksiz ve erkendir. Yine bir kısım insana göre İngiltere veya Amerika’ya gidilmeden İngilizce öğrenilemez. Bazılarına göre İngilizce “gâvur” dilidir ve öğrenilmesi de caiz değildir. Bu son ifadeyi bir kenara koyarsak İngilizce öğrenmeyle ilgili hazırlanan raporda önemli tespitler olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu tespitlerin bir kısmının uygulanabilir olmadığı veya umulanı vermeyeceği açıktır.

Örneğin, hazırlık okullarında dil öğretmenin isteğe bağlı bırakılması kanaatimize göre yanlıştır. Türkçede “keyfe keder” deyimi bu konuda doğacak sıkıntıların bir özeti niteliğindedir. Bir konunun isteğe bırakılması demek “yapılmayacak” veya “gereksiz” olduğu anlamına gelir. Altı yıllık yüksekokul yöneticilik deneyimime göre de bu böyledir. İsteğe bağlı açılan sınıflarda öğrenciler önce severek, isteyerek derse girmekte, ancak zorlandıkları anda devamsızlığa başvurmakta veya programdan ayrılmaktadırlar. Bu nedenle isteğe bağlı dil öğrenmek çözüm değildir.

Bilindiği gibi yükseköğretimde yabancı dilde %30 ve %100 eğitim yapan bölümler vardır. Bu ayrım tam anlamıyla bir felakettir. Yüzde yüz eğitim verilen birimlerde okutulan derslerin tamamının yabancı dilde olması öngörülmektedir. Buna göre zorunlu Türk Dili ve İnkılap Tarihi dersleri çıkınca bütün derslerin ve bu derslere ait proje, ödev, sınav ve benzeri çalışmaların yabancı dilde yapılması gerekir. Bu şartlarda okuyan öğrenciler kendilerini eğitime rahatlıkla adapte edip ona göre hazırlayabilirler. Ancak derslerin yüzde otuzu yabancı dil, geri kalanı Türkçe olan programlarda hangi dersin, ne şekilde ve niçin yabancı dilde yapılacağına dair bir kesinlik yoktur. Bu nedenle dersin hocası Türkçe konuşmaya zorlanmakta ve öğrencinin talebi doğrultusunda İngilizce yapılması gereken ders Türkçe yapılmaktadır.

Yabancı dil destek/Hazırlık sınıfları, bölümlerini tamamen o dilde okuyacak öğrenciler için zorunlu olmalıdır. Bölümlerin kısmen yabancı dilde okuma uygulaması kaldırılmalı, yabancı dili geliştirmek amacıyla farklı uygulamalara gidilmelidir. Üniversitelerde yabancı dilde verilebilecek kaliteli eğitim, dolaylı olarak daha fazla yabancı öğrencinin Türk üniversitelerini tercih etmesini sağlayacaktır. Bu da Türkiye’ye ekonomik, kültürel ve sosyo-politik anlamda müthiş bir güç kazandıracaktır.

Bütün bu olumsuzlukları bir kenara bırakırsak, yabancı dil, özellikle de İngilizce eğitim-öğretiminde temel bazı yenilikler yapılmasının yararlı olacağı kanısındayım. Bunları kısaca şöyle sıralamak mümkündür.

1. Türk öğrencilerin İngilizce öğrenirken karşılaştıkları sorunlar tespit edilmeli, hata ve ihtiyaç analizleri çıkarılmalıdır. Bu ihtiyaçlar göz önüne alınarak Türk öğrencilere yönelik özel materyaller hazırlanmalıdır. (Örneğin, bazı öğrenciler İngilizce ders kitaplarında kiliseden vs. bahsedilmesinden hoşlanmazlar, bu gibi hususlar dikkate alınıp ona göre metin oluşturulması yararlı olacaktır.)

2.İngilizce ve Türkçe farklı dil ailelerine mensup olsalar bile sonuçta her ikisi de dildir benzer veya yakın yönleri vardır. Eğitim-öğretim aşamasında bu benzerliklerin ve yakınlıkların öne çıkarılması yerinde olur. Öğrencinin etrafını o dil ile sarıp sarmalamak adına, farklı seviyede eğitim veren 30-40 dakikalık eğitim programlarının günde 4- 5 kez farklı saatlerde yayınlanacağı özel bir televizyon kanalı olmalıdır. Böylece sadece okula giden öğrenci değil, ilgilenen emekli ve ev hanımı gibi istekliler de bu programlardan faydalanabilmelidir. Programlar, ilkokul 1. Sınıf İngilizcesi, İlkokul 2. Sınıf İngilizcesi, vs. gibi sınıflara göre ve/ veya Avrupa Dilleri Ortak Çerçeve Programı’na (CEFR) göre hazırlanabilir. Türkiye’de yabancı dil (İngilizce) öğrenilememesi ya da öğretilememesi öğrenci ve öğretmenlerden çok sistem ile ilgili bir durumdur. Yabancı dilin öğrenilebilmesi için en önemli yollardan biri öğrencinin etrafını o dil ile sarıp sarmalamaktır. Örneğin üniversitelerde yabancı dille eğitim verilen dil ve edebiyatla (dilbilim, filoloji, mütercim-tercümanlık vs.) ilgili birimlerin bir arada bulunması veya bir çatı altında toplanması yararlı olacaktır.

3. Üniversite hazırlık aşamasında olan lise öğrencileri, yabancı dil derslerini ve sınavlarını önemsememektedirler. Çünkü üniversite sınavlarında Yabancı Diler Eğitimi, Mütercim-Tercümanlık Bölümlerini tercih etmeyenlerin yabancı dil sorularını cevaplandırması gerekmemektedir.

4. Yabancı dil hâlâ öğrenilmesi gerekli bir zorunluluk olarak algılanmamaktadır. Bu en iyi devlet liselerindeki uygulamalardan anlaşılmaktadır. Yabancı dilde eğitim yapan bölümlerde bile sınav sistemi ve bu sisteme yönelik çalışan öğrenciler için Beden Eğitimi, Resim, Müzik dersleri gibi Yabancı Dil dersleri de YGS sınav için önem verilmeyen ders kategorisinde yer almaktadırlar.

5. Yabancı dil eğitimine anaokulundan ziyade daha ilerleyen yaşta başlanılmalıdır. Öğrenci ilk 4 yılda kendi ana dilini ve bu dilin inceliklerini öğrenmelidir. Ana dilini iyi öğrenemeyen birinin yabancı dili öğrenmesi zordur.

6. Bu bağlamda 4+4+4 eğitim sistemi yeniden düzenlenmelidir. 4+1/+4+4 veya 4+1/+4+3 şeklinde bir yapı oluşturulmalıdır. İlk dört yıl temel eğitime ayrılmalı +1 yıl ise yoğunluk İngilizce olmak şartıyla Matematik, Beden ve Müzik eğitimine ayrılmalıdır. Bir yıl boyunca, 15- 20 kişilik sınıflarda, yoğun olarak, örneğin haftada 25 saat, 4 dil becerisine göre alınacak bir yabancı dil eğitimi öğrenci üzerinde kalıcı etki yapacaktır. Sonraki sınıflarda müfredata konulacak yabancı dil dersleri ile bu bilgilerin pekiştirilip, belirli bir düzeye (en azından A2) çıkarılması mümkün olacaktır.

7. Üniversitelerde eğitim dili %100 olan bölümlere en az A2 düzeyinde yabancı dil bilgisine sahip öğrenciler alınmalıdır. ÖSYM’nin yaptığı sınavda dil soruları bu düzeyi ölçecek ve belirleyecek şekilde hazırlanmalıdır. A2 düzeyinde olan bir öğrencinin Yabancı Diller Yüksekokulu’nda (Dil Hazırlık Okulları) bir yıl okuyarak B2 düzeyine gelmesi ve Genel Amaçlı Akademik İngilizce bilgisine sahip olması mümkün olabilecektir.

8. Üniversite mezunlarından isteyenlere bir yıl süre ile yoğun yabancı dil eğitimi verilmesi yararlı olacaktır. Öğrencilere sunulacak cazip ücret ve imkânlarla genel ve mesleklerine yönelik dil eğitimi verilmesini sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır. Öğrencilerin bu hizmeti kendi üniversitelerinde veya başka bir üniversitede almaları mümkün olmalıdır. Hatta bu amaca yönelik özel eğitim kurumları açılabilir ve istihdam oluşumuna katkı sağlanabilir. Bu düşünülerek Yabancı Diller Yüksekokullarının kadro ve derslik ihtiyaçları giderilmeli veya sözleşmeli elemanlar istihdam edilerek hizmet sağlanmalıdır.

9. Yabancı dil özellikle de İngilizce eğitimi günümüzde büyük bir endüstriye dönüşmüş durumdadır. Bu dersle ilgili kitaplar, materyaller, sorular, sınavlar, programlar vs. mühim gelir sağlayan kalemler arasında yer almaktadır. İngiltere, Malta, ABD, Kanada başta olmak üzere çok sayıda ülke İngilizce eğitimi sayesinde geniş bütçe gelirleri elde etmektedirler.

10. YÖK veya MEB, Üniversiteler ve British Council gibi kuruluşlarla işbirliği yaparak yoğun yabancı dil kampüsleri (veya kampları) açmalıdır. Öncelikli olarak akademisyenlerin alınacağı bu 9-12 aylık kamplarda; öğretim elemanından, memuruna, hizmetlisine, hatta bekçisine herkesin öğretilen yabancı dili konuşması zorunlu tutulmalıdır. Bu yoğun eğitime katılacak akademisyenler idari izinli sayılmalı, eğitim süresince belirlenen şartları yerine getiremeyenlerin kampla, hatta akademik kadrolarıyla ilişiği kesilmelidir. Bu yoğun eğitimin dil öğrenme sürecini ciddi şekilde hızlandıracağı kısa sürede görülecektir.

Kısacası, British Council ve TEPAV tarafından Kasım 2015‘de yayımlanan İngilizce eğitimi konulu “Durum Analiz Raporu” ülkemizde yabancı dil eğitiminde yaşanan aksaklıkların bir kısmına temas eden bir özelliğe sahiptir. Rapor bazı yönlerden eksik olsa bile konun tartışılmasına zemin teşkil etmesi bakımından önemlidir. Yabancı dil eğitimi ülkemizin gelişmesi ve uluslararası alandaki etkinliğini artırıcı boyutları ile göz ardı edilmemesi gereken bir durum arz etmektedir. Başta MEB olmak üzere YÖK, Üniversiteler ve devletin ilgili kurumlarının konuyla ilgili ciddi çalışmalar yapması ve bunları bir an önce hayata geçirmesi yararlı olacaktır.

İletişim: halukharunduman@gmail.com

Leave a Comment

Filed under Deneme

Leave a Reply