Yabanıl Anka Kuşu

-Türk Dili (Eleştiri Özel Sayısı), Nr: 142, Temmuz 1963-

Yabanıl Anka Kuşu

F. R. LEAVIS

Lawrence geçmişin adamı sayılıyor artık; etkilemiyor bizi bugün. Kendine özgü üstün yanları vardı şüphesiz; ama onu yaşam tutumumuzu, günün sorunlarım etkileyebilen düşünsel, tinsel bir güç olarak kabullenmek pek de kolay değil bir zamanlar ona yürekten bağlananlar olduğunu düşünmek inşam bayağı eğlendiriyor. Bugün, boşuna harcadığı, nedense sınırlı olan yetilerini tanımakla birlikte, kuru bağnazlıklarına zorla gülümseyebiliyoruz.

Bugünün edebiyat ortamının insanda bıraktığı etki bu. Lawrence'm gözden düştüğü su götürmez bir gerçek. Ününü izinsiz kazandığı için pek de göze girmiş sayılmazdı. İzin verilecek ozanlardan değildi Lawrence. «Anka Kuşu», yetkili edebiyat kişilerince tehlikeli sayılan özellikleri ansıtan değerli bir belgedir. Lawrence bu yapıtta eşsiz bir eleştirmen olarak çıkar karşımıza. «Klâsik Amerikan Edebiyatı Üstüne Çalışmalar» adlı başyapıtını bilenler, onu günümüzün en büyük edebiyat eleştirmeni yapan üstünlüğün nereden geldiğini sorabilirler. Yüksek bir anlama gücü değildi bu; Quennell'in görüşüne göre Lawrence'm kafası karmakarışıktı; Eliot da Lawrence'm düşünme yetersizliğinden söz eder. Oysa bu eleştiri yazılarında çok çeşitli konulan ele aldığını görüyoruz; önündekileri iyice görüp, kendi yargılarını da ekliyerek, konunun özüne usta bir tutumluluk, güvenli bir akış içinde vardığı etkisini bırakıyor. Eleştiri dengesi canlı, alaycı bir şakacılık üstüne kuruludur Lawrence'm; sevimli canlılığıyla, duruluğuyla pek de kötülük gütmiyen bir şakacılıktır bu. Yazarın kişiliğinden doğan yönteminin bencillikten böylesine uzak oluşu çok şaşırtıcı. İnsan yaradılışıyla yaşantılarını çok iyi kavrıyan sezgileriyle bencilliği yamna uğratmıyan bir adamın şakacılığı bu bence. Bu sözlerimle Lawrence'i, kendini inceliyebilen, uyanık, olağanüstü derecede bilinçli bir kişi yapıyorum. Düşündüklerim onu «kendini eleştirme yetisinden yoksun» sayan Eliot'un görüşüyle çelişiyor. Kesinlik Lawrence'm yadsınmaz özelliklerinden biridir; bocalıyan bir tinsel durum içinde ya da kendini kötülerken görülmemiştir pek; ama ilgisinin içtenliğiyle, kendini bilmenin verdiği güvenle, Eliot'un zorunlu saydığı ölçütlere aldırmasa da Eliot'a baskın çıkar. Önce de söylediğim gibi, Lawrence'm ince duyarlığı, keskin anlayışından ayrılamaz bence. Onun, düşünsel, toplumsal eğitimden yoksun olduğuna inanmak için gerçekten öyle olup olmadığım araştırmak gerekir. Oxford ya da Harvard'a gidemediği; ailesinin, oğullarını bu ünlü üniversitelerde okutabilecek toplumsal sınıftan olmadığı doğrudur; yine de E. T. nin Lawrence'la ilgili anılarım okuyanlar arasından, kendi gördükleri yüksek öğretimin Lawrence'inkinden üstün olduğunu söyliyebilecek pek az kişi çıkar sanırım.

Okulda, daha sonra da Nottingham Kolejinde (bu okulu çok kötülemiş bile olsa) arkadaşlarıyla arasında, gerçek bir öğrenimin gerektirdiği toplumsal, düşünsel ilişkileri sağlıyan kaynaklara, bilim araçlarına yeterince uyarılmış, yöneltilmiştir. Bu gençlerin çok geniş bir okuma alanları vardı. Eski ya da çağdaş İngiliz, Fransız yapıtlarını büyük bir içtenlikle tartışırlardı. Erginlik çağındaki insanlar için şaşırtıcı bir ilgi alanıdır bu; ülkede önemli bir yer tutan onurlu yoksullar sınıfından olmaları düşünsel eğitimlerini toplumsal bir eğitime bağlamakla kalmamıştı (Lawrence'm toplumsal eğitimini tanımıyan Eliot'un buna ne diyeceğini bilmiyorum) ; aynı zamanda özünü dinsel gelenekten alan ekinsel geleneği de benimsemişlerdi. Lawrence'la arkadaşlarının içinde yaşadıkları aile ortamının (uygar olmakla birlikte günden güne ekonomik ve başka güçlüklerin baskısiyle ezilen) bir yandan kömür ocaklariyle (Lawrence'm babası bir kömür işçisiydi), öte yandan da çiftliklerde ilişkisi vardı (Miriam'ın babası küçük bir çiftçiydi). Bana kalırsa, D. H. Lawrence'm yirmi bir yaşındaki düşünsel eğitimi Eliot'un aynı yaştaki duramımdan hiç de aşağı değildi; ne daha az okumuştu (Yunanca bilmese bile) ne de yetilerini kullanacağı araçları, kendini geliştirme yollarını Eliot'tan az biliyordu; Eliot'unki kadar yeterli bir gelenek duygusu, çok iyi işliyen bir kafası vardı. Yaşamın kötülüklerini bilme bakımından Eliot'tan geride olsa bile yaşam bilgisi hiç de aşağı sayılmazdı. Bir Shakespeare değildi Lawrence; ama üstün bir yaradılıştaydı; üstünlüğü us almaz bir kavrayış yeteneği olarak çıktı ortaya. Eliot'un Lawrence'tayadsımadığı yaşıyan bilgiler, şaşkınlık verecek genişlikte, yoğunluktaydı.

Anadilinden başka dört dil daha biliyordu. Cunninghome Graham'ın «Pedro de Valdivia»smı eleştirirken İspanyol ulusal utkuları (zaferleri) üstünde geniş bir genel bilgisi olduğunu göstermekle kalmaz; Graham'ın çevirisinin kimi yerlerinin Ispanyolcasma değinerek, yazarı «bir çevirmen için büyük kusur sayılan tembellikle, kayıtsızlıkla» suçlar. Resim sanatiyle ilgili yazıları için yetkili kişilerin ne diyeceklerini bilmiyorum ama çok ilgi duyduğu bu sanatı yakından tanıdığı bir gerçektir. Lawrence'm bu yanı yalnız Introduction to the Paintings (Bu Resimleri Tanıtma) adlı yazıda değil, Study of Thomas Hardy (Thomas Hardy'yi İnceleme)sinde de gösterir kendini.

Thomas Hardy'yi İnceleme adlı uzun çalışması belki de, Eliot'un yazarı «düşünme yetersizliğiyle» suçlamasının nedenlerini saklıyan bir yazıdır. Bu inceleme Lawrence'm ilk yazılarındandır. Hardy ile pek ilgili değildir. Lawrence Hardy'i bir bahane, bir araç olarak kullandığım gerçek amacının kendi birtakım sezgilerini, düşüncelerini araştırmak, arılaştırmak, geliştirmek olduğunu söyler. Bu yazıyı okumak güç geldi bana; hem dağınıktı, hem de durmadan kendini tekrarlıyordu. Lawrence aynı konuları başka yazılarında daha iyi işlemiştir. Yine de araştırmasının bütünlüğü içinde yazarın üstün yaradılışı beliriyor. Böyle bir çalışma olmasaydı, Lawrence'da daha sonra tanıdığımız rahatlık, güven, tutumluluk biraz eksik kalacaktı belki de.

Lawrence'm eleştirisinin sağlıklı oluşu bence sağlam dayanaklar üstünde duran ölçüsünden ileri gelmektedir. Bu ölçütün kullanılışı yalnızca «düşünce dediğimiz şeyi» değil de olağanüstü derecede yoğun, direşken, canlı bir çeşit düşünceyi göstermektedir.

«Anka Kuşu»ndaki Wyndham Lewis'le ilgili yazı bu çeşit sağlıklı, güçlü bir düşünceyi yansıtır. Eliot'un bu yazıya karşı söyliyecek çok sözü var; ama bir yerde Lawrence'i «tinsel bakımdan hasta» olarak damgalarken aynı zamanda da Lewis'in «parlak açıklanışmı», Lawrence'm eleştiri gücünü tanıdığını gösterebilmesi garip geliyor insana.

After Strange Gods (Yabancı Tanrılardan Sonra) da Eliot'un Lawrence'a karşı daha saygılı bir tutumu var; ama yine de İrving Babbitt'le karşılaştırabiliyor onu; Babbitt'in son derece bilgili,yaradılıştan eğitim görmüş bir insan olduğunu ondan daha bilgili olsa bile Lawrence'm yine de eğitim görmüş biri sayılamıyacağım ileri sürüyor. Edebiyata, sanata istiyerek kör, sağır kesilen, üstelik yetersizliğini hiç mi hiç anlıyamamış olan Babbitt! Duyarlığı böylesine gelişmemiş, böylesine cansız biri için «anlayışlı» diyebilmek çok güç. Eliot ondan sözler aktarırken, üstünde konuşurken bile anadan doğma bir kuramcı olarak (yaradılıştan eğitim görmüş olmak bu mudur?) inatçı, tartışmacı bilgisinin bütün dar görüşlülüğüyle çıkıyor karşımıza.

Eliot bütün bunları göz önüne sererek savunduğu noktaları böyle rahatça nasıl çürütebiliyor? Böylesine iyi işliyen bir kafanın, çok önemli bir görüşü bile bile harcaması şaşılacak şey doğrusu…

Çeviren : Ayşegül GÜNKUT

Leave a Comment

Filed under Deneme

Leave a Reply