Paris’in En Hüzünlü Adamları Eylülde Ölür

Cengis Asiltürk

jean paul belmondoJean-Paul Belmondo 6 Eylül 2021’de öldü. 88 yaşında. Bugünlerde olgunluk veya yaşlılık evresi yaşayanların bir kez daha kalbinin bir yerlerine dokunarak kendi sayfasını kapattı gitti, dün. Üstelik Paris’te… İnsan Paris’te nasıl ölebilir ki? İsterse, yaşı 88 olsun! Belmondo, 9 Nisan 1933’te Fransa’da doğmuştu, Paris’in batısındaki Neuilly-sur-Seine banliyösünde. Burası, Fransa’nın Ile-de-France bölgesinde bir komün… Kim bilir kimler şimdi Neuilly-sur-Seine bölgesinin mutlak ziyaret edilmesi gereken yerlerini defterlerine not alıyor? Parc de la folie Saint James, Eglise Saint Pierre, Ancient Cemetery ve Eglise Saint Jean-Baptiste taraflarında Belmondo adında sevimli, hüzünlü, kimi zaman kabına sığmayan zıpır bir oğlanın siluetinin dolaştığını kim fark edecek? Kimi bölgeler, kimi adamlar orada doğduğu için o kadar güzeldir, o adamlar öldüğü için artık sonsuza kadar o kadar hüzünlüdür.

Babası Paul Belmondo, Albert Camus’nün arkadaşı ve ünlü bir heykeltıraş, annesi Madeleine ve kız kardeşi Muriél ise bir dansçı olan Jean Paul Belmondo, babasının ailesi aracılığıyla Sicilyalı olduğu için Akdenizli kanı taşıyor. Belmondo lise yıllarında futbolcu ve boksördü. Oyunculuk, ancak yirmili yaşlarında ilgisini çekti. Böylece, Conservatoire National Superieur d’Art Dramatique’e kayıt oldu. Gençliğinin en toy zamanlarında tiyatro oyuncusuydu.

Şimdi…

Sormaktan kaçarak nereye kadar gidebiliriz ki: Hayat nedir? Zaman nedir? İnsan neyin peşinde en sonunda ne olacaktır? Her şey bir hiç midir? Her şey bir hiç değilse, esasında başka nedir?”

Sanırım sonra bir dalgaya kapılıp gidecek insan; Jean Paul Belmondo’nun 1960’ta 27 yaşında Jean Luc Godard ve Jean Seberg ile Üç Jean’dan Biri olarak kapıldığı Fransız Yeni Dalgasına… İşte iyi bir yönetmen, iyi bir filmle oyuncusuna ölümsüzlüğü armağan ediyor! Sonuçta birinin ölümsüzlüğü yazılıyor pelikül üzerine. Ki, hareketli fotoğraflar sanatı bir açıdan da zaten bundan başka bir şey değil. Cevaplar hazır olsa bile durmadan katılaşıyor sorular. Daha önce de filmlerde, tiyatro oyunlarında yer alsa bile 27’sinde çok tuhaf bir dalgaya kapıldı Jean Paul Belmondo… Büyükbabalarımız ve büyükannelerimiz için dün kadar yakın olan o günler. Bir kader ânıydı! Hiç de yakışıklı bulunmayan, ancak sempatikliğiyle ve hüznüyle gönüllere incitilmeden alınan Jean-Paul Belmondo, Godard tarafından tercih ediliyordu. “Gel, senden iyi bir Michel Poiccard olabilir.”

1960 yılıydı. Sinemada daima gerçeği kollamış bulunan André Bazin’in kuramsal çalışmalarındaki romantikler romantiği kalfası, Fransız Yeni Dalga Sinemasının haşarı çocuğu Jean-Luc Godard, işte o yıl, À Bout de Souffle (Serseri Âşıklar) filminde öylesine bir Michel Poiccard heykeli yonttu ki, şaşırtmadığı zihin, girmediği kalp, konuşulmadığı ortam olabilsin! Ah, Ne mümkün!

Patricia Franchini, sen nasıl kırabildin bu adamı, o kadar kolay? Godard, üçüncü Jean’a, Jean Seberg’e, Belmondo’ya öyle davranmasını söylemişti, senaryoyu beraberce yazdıkları Claude Chabrol ve François Truffaut ile birlikte. Godard ki Fransız Yeni Dalga Sinemasının haşarı çocuğuydu işte. Belmondo hüznü ve eğlenceli tarafıyla işte bir heykel gibi fazlalıklarından arındırılıp ortaya çıkartılıyordu. Sonra 1960’lar boyunca Fransız ve Avrupa sinemasının kimi aksiyon, kimi komedi, kimi aşk filmlerinde yolculuğunu şiirsel bir atmosferde sürdürecekti. Paris’in bu güzel adamı…

Her şey unutulurdu da sinemada; artık À Bout de Souffle asla… Belmondo demek eğer biraz da hatta daha çok À Bout de Souffle’sa; ondan sekiz yıl sonra Marshalltown’da (Lowa Amerika) doğan ve ondan uzun süre önce (1979’da), oyunculuk kariyerinin büyük bölümünü yaptığı Paris’te ölen Jeanların üçüncüsü, eczacının harika kızı Jean Seberg de mutlaka anımsanmalı. Jean’a harikulade Seberg soyadını Amerika’ya gelen büyükbabası Edward Carlson (aman tanrım, Amerika’da hereksin soyadı Carlson olunca), İsveç’in su ve dağlarının anısına bıraktı. İşte Jean Paul Belmondo, sinemada devrim niteliğindeki o harikulade À Bout de Souffle adlı filminde, ölümsüzler listesine kare kare, sahne sahne, sekans sekans alınırken yanında, karşısında Jean Seberg (Patricia Franchini) vardı. Film henüz yirmili yaşlarındaki iki oyuncuyu da mesleklerinin doruğuna uçurmuştu. Atilla Dorsay’a göre belki de gerçek anlamda modern sinemanın başlangıcını oluşturan À Bout de Souffle filminde mitsel efsaneye dönüşen iki oyuncu, daha başka önemli filmlerde yer alsalar da, daha çok bu filmle anımsanmaktalar.

jean paul belmondo1956’dan sonra sinemayla yolu kesişen Belmondo, yılda bir iki filmde oynarken, bazen bir yılda dört filmde rol almıştır. Böylece, bir Belmondo gelir diye adeta kendisine rezerve edilmiş bulunan sinemadaki yerine yerleşti. Yüzündeki o doğa vergisi muzipliği, kurnaz ve çapkın mimiklerini kamera ve dolayımsız olarak izleyici sevdi. Esprili adamdı, hüzün dolu gözlerle bakıyordu. Sinemada oyuncuların objektife bakması yasak olsa bile, À Bout de Souffle filminin birinci Jean’ı, Godard-Luc Godard, deneysellik dolu filminde, ona kamera objektifine bakma serbestisi getirdi.

Jean Paul Belmondo 1958’de dört, 1959’da üç, 1960’ta biri À Bout de Souffle filmi olmak üzere tam sekiz filmde oynadı. 1970’li yıllara kadar yılda üç dört filmde oynadı. 2001 yılında felçli olunca oyunculuk çalışmalarını bıraktı.

Oynadığı aksiyon ve macera filmlerinin en tehlikeli sahnelerinde bile, asla dublör kullanmadı. Ne zamana kadar? 1985 yılına, yani Hold-Up adlı filmin çekimleri sırasında ciddi bir kaza geçirinceye kadar! Yapımcılığını ağabeyi Alain Belmondo’nun yaptığı kimi filmlerde oynadı. Bir film şirketi kurdu: Cerito. Kinci biriydi galiba bu adam! Yoksa ders vermeyi mi seviyordu? Zira bu adam, 1988 yılında kendisine en iyi oyuncu dalında César ödülü verildiğinde “şu heykelciği tasarlayarak ona adını veren César, bir heykeltıraş olan babamı bir zamanlar karaladı” diyerek ödülü reddetmişti. Şimdi biz, “kendisine takdim edilen Fransızların en büyük onur nişanı Legion d’Honneut’un yanında bir César heykeli nedir ki” mi demeliyiz?

Ki, Belmondo ölmüş. Paris’in en hüzünlü adamlarında biri… Eylülde… (9 Eylül 2021)

Leave a Comment

Filed under Sinema

Leave a Reply