Tag Archives: SeniorLecturer Hilmi YAVUZ

Hilmi Yavuz’un Perişanlığı…

Hilmi Yavuz ya da Bir Fahri Profesör’ün Olağanüstü Çeviriyazı Perişanlığı!

 

Prof. Dr. Ali İhsan KOLCU

Kesb-i hüner âlemde değildir hüner ancak

Ehl-i hünerin kadrini bilmek de hünerdir

Ragıp Paşa

Âlişanzade İsmail Hakkı’nın 1927 yılında Türkçe’ye tercüme ettiği Elem Çiçekleri’nin latin harfleriyle ilk çeviriyazımı 2005 yılında tarafımdan yapıldı. Baskı sürecinde kitabın başına bir talihsizlik geldi. Hazırlık aşamasında iki dosyayla çalıştığımızdan matbaaya tashih edilmemiş yani anlam okuması tamamlanmamış ikinci dosya gitti. Benim düzelttiğim nihai metin değil ham metin baskıya girdi. Böylece içinde birçok düzeltilmesi gereken yanlışlar olduğu gibi kaldı. Durum fark edildikten sonra Yayınevi bu hatalı baskının büyük bir bölümünü piyasadan çekmesine rağmen kitap kısmen de olsa dolaşıma girdi.

Fakat asıl mesele bir baskı yanlışlığı değil Hilmi Yavuz’un bu konuda değişik zamanlarda yazdığı yazılarla kopardığı yaygara ve yaptığı goygoyculuk beni rahatsız etti. Hilmi Yavuz’la tanışıklığım Baudelaire’in Türk şairlerine tesiri üzerine hazırladığım Albatros’un Gölgesi adlı kitabım vesilesiyledir. Söz konusu kitabın Yazarlar Birliği’nin 2002 En İyi İnceleme ödülü alması münasebetiyle o zamanlar TRT’de yaptığı Şiir Her Zaman programına beni davet etti. O programda Baudelaire ve benim kitabımı konuştuk. Ben çeşitli eserlerimde başka yazarlardan olduğu gibi yeri geldiğinde Hilmi Yavuz’dan alıntılar yaptım. Hilmi Yavuz da benim çeşitli eserlerimden hatırı sayılır derecede beslendi. Gerek TRT’de gerek başka televizyonlarda yaptığı programlarda gerekse yazılarında bazen zikrederek bazen zikretmeyerek benim eserlerime göndermelerde bulundu. Kimi programları neredeyse benim kitaplarım üzerinden şekillendi.

TRT’deki televizyon programının ardından Hilmi Yavuz birkaç ay sonra o zamanlar çalıştığım Atatürk Üniversitesi’ne bir konferans vermek üzere geldiğinde tekrar görüştük. Sohbet esnasında Elem Çiçekleri’nin ilk baskısını hediye ettim ve kitabın başına gelen talihsizliği bizzat kendim anlattım. Akabinde Hilmi Yavuz biri 13 Eylül 2006 diğeri 20 Eylül 2006 tarihinde olmak üzere Zaman gazetesindeki köşesinde Elem Çiçekleri ve Âlişanzade Üzerine, adlı iki yazı yazdı. İki makale de tamamıyla benim Elem Çiçekleri ve Baudelaire’in Türk şairlerine etkisini incelediğim Albatros’un Gölgesi (Baudelaire’in Türk Şairlerine Tesiri Üzerine Bir İnceleme) kitabımdan kotarılmış bilgilerle vücut bulmuştur. Hilmi Yavuz ikinci makalesini şu cümlelerle bitirmektedir:

“Ali İhsan Kolcu’ya Âlişanzade’nin ‘Elem Çiçekleri’ çevirisini Latin harflerine aktararak yayımladığı için teşekkür borçluyuz. Gelgelelim, kitapta o kadar çok ve o kadar vahim dizgi yanlışları var ki, bunların (eğer bir ikinci basımı yapılırsa) mutlaka düzeltilmesi gerekiyor.” (Zaman gazetesi 20 Eylül, 2006)

Görülüyor ki Hilmi Yavuz bizim verdiğimiz bilgiyi de kullanarak yazısını bir temenniyle bitirmektedir. Buraya kadar her akademisyenin hoşgörüyle karşılayacağı iyi niyetten asla şüphe etmedik. Fakat asıl mesele bundan sonra başlamaktadır. Aradan iki yıl geçtikten (2008) sonra Hilmi Yavuz tekrar Erzurum’a geldi. Fakültedeki odama kadar gelerek beni ziyaret etti. Doç. Dr. Ahmet Sarı’nın da hazır bulunduğu bu sohbet ortamında ben kendisine o zamanlar yeni çıkmış olan Modern Türk Şiiri I, Şiir Tahlilleri adlı kitabımı imzalayıp hediye ettim. Söz konusu kitapta onun da bir şiirini tahlil ettiğimi ve onu eleştirdiğimi yüzüne karşı söyledim. Kitaptaki kendi şiirinin tahlilini yüksek sesle ve zaman zaman zoraki kahkahalar atarak okudu. Belli ki benim şiir tahlilim değişik çevrelerce şımartılmaya alışmış Hilmi Yavuz’u rahatsız etmişti. Benden beklediği övgüyü bulamamıştı. Fakat orada işi şakaya vurup renk vermedi. Benden beklemediği eleştirim ağrına gitmiş olacak ki durup dururken, “müflis tüccar eski defterleri karıştırırmış” misali daha önce iki yazı yazdığı Elem Çiçekleri hakkında bu kez 2 Şubat 2011’de Zaman gazetesindeki köşesinde “Bir Çeviriyazı Perişanlığı Elem Çiçekleri I” ve “Bir Çeviriyazı Perişanlığı Elem Çiçekleri II” adlı bir hafta arayla birbirini takip eden iki yazı daha yazdı. Bu yazılarda benim söz konusu çeviriyazıdaki sözde yanlış okumalarımı sıralayarak, adımı ve unvanımı itibarsızlaştırma gayretine girdiği görülmüştür.

Bir eleştiri yazısından çok bir öç alma hamlesini andıran bu yazıyı da doğrusunu isterseniz pek ciddiye almadım. Çünkü ülkenin parlak zekâlarına karşı bu tür sataşmalar Hilmi Yavuz’un medya mahallesinde sık sık yaptığı ve alışkanlık haline getirdiği tuhaflıklarından biriydi.

Ben yıllar boyunca verdiğim eserlerle ne yaptığını ve ne yapabileceğini bilen bir akademisyen olarak yaşadım. Hariçten gelen seslere itibar etmeden kervanımı yürütmeye çalıştım. İyi ki de öyle yapmışım. Yoksa her kilometrede hariçten gelen seslerle meşgul olsaydık bu kadar parlak bir akademik hayatımız olmaz, Hilmi Yavuz’un da bilgi dağarcığını besleyen şu kadar esere imza atamazdık.

Biraz düşününce Hilmi Yavuz’un bu ani çıkışının sebebini anlamakta gecikmedik. Biz de ertesi gün Zaman gazetesinde yayımlanan bir yazımızla Hilmi Yavuz’a gerekli cevabı verdik. Biz de yazımızı “Polemiklere ayıracak vaktim yok!” cümlesiyle bitirmiştik. Fakat Hilmi Yavuz bir defa daha, polemik yapacak muhatap bulamamanın sıkıntısı içinde olmalı ki bu kez adımızı zikretmeden 29.01.2014 tarihli Zaman gazetesindeki köşesinde “Müeyyide” adlı yazısında (Hasan Bülent Kahraman vesilesiyle) yine bize sataştığını gördük. İşlerimizin ve yürüttüğümüz projelerin yoğunluğu nedeniyle bu sataşmayı da görmezden gelmek niyetindeydim. Fakat artık bir eleştiri ahlaksızlığına dönüşen bu sataşmaya Hilmi Yavuz’un anladığı dil ve üslupla hakettiği cevabın verilmesinin zamanını geldiğine hükmettim.

İmdi Hilmi Yavuz’un benim kendi şiirini eleştirdiğim noktadan söyleyecek bir sözü yok mudur ki temcid pilavı gibi benim eski yazıyı bilip bilmediğimi sorgulamakta tamamen sehven bir talihsizlik sonucu baskıya girmiş ve ham metne ait okuma yanlışlarımı gündeme getirerek (bir adam bir kitap hakkında dört yazı yazar mı?) adımı itibarsızlaştırmaya çalışmaktadır. Benim eski yazı konusundaki yetkinliğimi sorgulamak Hilmi Yavuz’un haddine mi düşmüştür. Yüksek lisansını eski yazılı bir mecmua üzerine yapmış doktora tezini hazırlamak için 1859’dan 1901’e kadar olan bütün Osmanlı matbuatını (kitap, gazete ve mecmua koleksiyonları, salname vd.) baştan sonra okumuş ve bir benzeri kolay kolay yapılamayacak olan Türk şiirindeki bütün Batı envanterini tespit edip tesirlerini incelemeye kadar vardıran Türkçe’de Batı Şiiri (Tanzimat ve Servet-i Fünun Devirlerinde Batı Edebiyatından Yapılan Şiir Tercümeleri Üzerinde Bir Araştırma (1859-1901) (bir nüshasını Hilmi Yavuz’a da hediye etmiştim) eserim onbinlerce sayfa eski yazının okunup taranması ve çeviriyazısıyla oluşmuştur. Keza Lamartine, Musset, İsmail Gaspıralı, Türk Şiirinde Yokluk Fikri ve Âkif Paşa’nın Adem Kasidesi, Tercüme Şiirler Antolojisi gibi eserlerim de hep eski yazıya dayanan çalışmalardır. Bu bağlamda Hilmi Yavuz benim donanımımı ölçecek kıratta ve kalibrede biri değildir. Hilmi Yavuz beni, etrafında dolaşan, yalancı şöhretleri davet edip konferans verdirmekten başka bir faaliyetleri olmayan yetenek fakiri, kimlik erozyonuna uğramış, kitapsız, makalesiz, sözde akademisyenlerle karıştırmış olmalı.

Yirmi yıldan beridir ağırlıklı olarak Türk şiiri üzerinde çalıştım ve çalışmaya devam ediyorum. Batı şiirinden Türk dünyasına kadar elimi atmadığım konu yok gibi. Çalışarak öğrenen ve öğrendiklerini ürüne dönüştürerek paylaşan bir akademisyenim. Edebiyat pazarında kimin ne kadar ettiğini gayet iyi bilirim. Hilmi Yavuz benim kantarımda kendi değerini gördükten sonra telaşa kapılmış ve hiçbir akademik, bilimsel ve ahlaki ölçütlere uymayan medya tetikçiliği yaparak şiirini eleştirmeme başka kanaldan cevap vermeye çalışmıştır.

Türkiye bir akıl tutulmasından geçiyor. Belli zümrelerin değişik amaçlarla kollayıp edebiyat ve kültür arenasına sürdükleri Hilmi Yavuz da fırsatı ganimet bilip hemen her alanda kendisini gündemde tutacak polemiklere girişmektedir. Şiiri ile anılmayan Hilmi Yavuz magazin münakaşalarıyla idare-i maslahat etmektedir.  Herhalde dünyada ondan daha çok polemik yapan, yapmak için çıldıran biri yoktur. Bu yüzden birer edebiyat magazini olmaktan öteye geçmeyen yazılarının bir değeri ve itibarı olmadığını ona yazı yazdıran gazete ve dergi sahiplerinin anlama zamanı gelmiştir. Hilmi Yavuz başkalarının yazdıkları üzerinden ‘konuşan’ biridir. Şimdiye dek daha kendisinin Türk edebiyatının herhangi bir meselesini açıklığa kavuşturan bilimsel referansları olan uzun bir makalesini ya da ciddi bir kitabını göremedik. Bilimin dedikodusunu yapmak bilim değil magazindir!

Bu meyanda Nâbî’yi anmamak kabil midir?.

Bir iki harf-i tasavvuf kapmış

Kendini pîr-i tarikât yapmış!

İmdi gelelim benim kazaen basılmış kitabımdaki okuma yanlışlarına. Tashihi yapılmamış, anlam okuması tamamlanmamış bir

metinde sayısız yanlışın olabileceğini kim inkâr edebilir? Kitabın ilk baskısının dumanı tüterken başına gelen talihsizliği Hilmi Yavuz’a bizzat ben söyledim. Hazret güya yeni bir şey keşfetmiş bir mucit edasıyla arz-ı endam ediyor. Ne büyük fukaralık, ne büyük zavallılık! 

Öncelikli olarak şunu hatırlatalım. Hilmi Yavuz (nihayet!) artık bir Fahri Profesör’dür. Bir üniversitemiz kendisine “Fahri Profesörlük” payesi vermiştir. Yani benimle ilgili yazılarında (bu sıralarda Profesör Hasan Bülent Kahraman’a da sataştı), hani sık sık Yeni Türk Edebiyatı Profesörü tabirini sıkça kullanmaktadır ya; işte onun Fahrisi… Demek ki karşımızda “akademinin övüncü” Hilmi Yavuz vardır. Üstüne üstlük çalıştığı üniversitede SeniorLecturer’dir. Fakat ben Hilmi Yavuz’un unvanlarıyla asla ilgilenmiyorum ve o konuya asla girmeyeceğim. Sadece, konjonktürün rüzgârıyla bedavadan değil, büyük emeklerle alınmış akademik unvanlara daha saygılı olmaya davet ediyorum. Nitekim şimdilerde kendisi de ‘Fahri Profesör’dür. Bu bakımdan ben de kendisine “Fahri Profesör” diye hitabedeceğim.

Fahri Profesör Hilmi Yavuz benim Elem Çiçekleri kitabımdan vahim yanlışları yayımladı. Kamuoyunun bilgisine sundu. Bir Yeni Türk Edebiyatı profesörünün yaptığı yanlışları göstererek vatana büyük bir hizmette (!) bulundu. Ben de daha büyük bir hizmette bulunarak Fahri Profesör ve SeniorLecturer Hilmi Yavuz’un benim çevirimi esas alarak ve Fransızca asıllarıyla karşılaştırarak yayımladığını iddia ettiği Elem Çiçekleri (Kadim yay. Ank. 2012)’ndeki “kepazelikleri”  (bu tabir Fahri Profesör Hilmi Yavuz’a aittir, yoksa benim terbiyem buna müsait değildir.) yani okuma yanlışlarını tıpkı onun yaptığı gibi bir liste halinde sunacağım.

Fahri Profesör Hilmi Yavuz dört yıl yaz tatiline gitmeden üşenmeyip asıllarıyla karşılaştırarak yaptığı Elem Çiçekleri yayını eğer buysa, biz Fahri Profesör Hilmi Yavuz’dan devlet ve millet adına rica edelim, lütfen bir vatan hizmeti olarak bir daha böyle çeviri yapmasın. Zira üçer aydan dört yıl, bir sene etmektedir. Demek ki Fahri Profesör Hilmi Yavuz bu yanlışlarla dolu çeviriye bir yılını vermiştir!!!

İmdi gelelim SeniorLecturer ve Fahri Profesör Hilmi Yavuz’un kendi çevirisinde yaptığı yanlışlara.

 Hatalı yayını ben yaptığıma göre Fahri Profesör Hilmi Yavuz’un metninin hatasız olması gerekir.

Ben onun gibi davul çalıp akademi ve edebiyat mahallesini sahura kaldıran acemi tenkitçilerden olmayacağım. Sadece yeni başlayan bir tanışma ve samimiyet havası içinde basılan kitabının yanlışlarını daha piyasaya çıkar çıkmaz kendisine söyleyen açık sözlü ve açık yürekli bir akademisyeni, pespaye sözlerle sırtını verdiği medya gücünü kullanarak itibarsızlaştırmaya çalışmanın karşılıksız kalmayacağını göstermek isterim.

SeniorLecturer ve Fahri Profesör Hilmi Yavuz’un yayımladığı Elem Çiçekleri’nde bu kadar vahim hataların olması düşündürücüdür. Bir yıllık bir zamanda (her şiire iki gün düşüyor) bu denli “kepazeliklerin” yapılması nasıl açıklanabilir?

Şimdi SeniorLecturer ve Fahri Profesör Hilmi Yavuz’un okuma yanlışlarını gösterebiliriz:

Elem Çiçekleri’nin Mukaddimesi’nde “Bu evsâf” söz grubu (Ve evsâf) diye yanlış okunmuş. (sayfa E.Ç. 27; Hilmi Yavuz baskısı.20) Aynı Mukaddime’de “âsâr hakkında da variddir” söz grubu (âsâr hakkında variddir) diye okunmuş, dahi anlamındaki “da” görülmemiş.(sayfa E.Ç. 37; HY. 25).  Yine aynı Mukaddime’de “eserinin” sözcüğü (sayfa E.Ç.45 H.Y. 29) (eserlerinin) diye okunmuş.

Hâkim’le Hakîm’i karıştıran Hilmi Yavuz, yine Mukaddime’de yer alan “hakȋm-i şehir Pascal” ifadesini (Hâkim-i şehir Pascal) (sayfa E.Ç.52; HY.33) diye okumuştur. Pascal’ın meşhur bir filozof olduğunu biliyorduk ama ünlü bir yargıç olduğunu Hilmi Yavuz’dan öğrendik. Aynı Hilmi Yavuz bu kez 5 numaralı şiirde “mashara” kelimesini  (mazhara) diye yanlış okumuştur. (sayfa E.Ç.77; H.Y. 46) Bu ne maskaralıktır Hilmi Yavuz!!!! Aynı manzumede “u’cube” kelimesini (a’cube) diye okuyor. (sayfa E.Ç.77; H.Y. 46) Ne acaiplik!

Hilmi Yavuz bu kez La MuseMalade / Hasta Perȋ-yi İlham şiirinde “hüküm-fermadır” söz grubunu (Hüküm-fermandır) diye okuyarak ‘fermanını’ veriyor.(sayfa E.Ç.83; H.Y.50)

La MuseVénale / Para Canlı Perȋ-yi İlham şiiri de Hilmi Yavuz’un yanlış okumalarından nasibini alıyor. “sarayların âşıkı” tamlaması (sarayların aşkı) diye olağanüstü bir şekilde çevriliyor. (sayfa; E.Ç.84; H.Y.51

Yanlış okuma konusunda iyice coşan Hilmi Yavuz hızını alamıyor. 22 numaraları Hymne À La Beauté  / Hüsne Na’t manzumesinde yer alan “soluyarak” sözcüğünü (soyularak) diye okuyor. (sayfa; E.Ç.102; H.Y.68) Bu okuma biçimi ister istemez akıllara, “Ekâbir-i Kureyş soluyarak girdi” cümlesini başka türlü okuyan sonradan olma mollaları hatırlatıyor.

SeniorLecturer ve Fahri Profesör Hilmi Yavuz bu kez 23 numaralı ParfumExotique  / Yabancı Rayiha manzumesinde “ağaçlarının” sözcüğünü (ağaçların) şeklinde okuyarak yanlışlar zincirine bir halka daha ekliyor. (sayfa; E.Ç.104; H.Y.69)

Okuma ‘kepazeliklerini’ sürdürmeye devam eden Hilmi Yavuz 24 numaralı La Chevelure  / Saçlar şiirinde “lülelerinizin” sözcüğünü (lülerinizin) diye okumuş. (sayfa, E.Ç.106; H.Y.71)

25 numaralı şiir de Hilmi Yavuz’un okuma yanlışlarından nasibini alıyor. “göründüğün” sözcüğü Hilmi Yavuz’a (göründüğüm) şeklinde ‘görünüyor’. (sayfa; E.Ç. 107; H.Y.72) Hilmi Yavuz hani dört yıl yaz tatilinde üşenmeden bu metinleri asıllarıyla karşılaştırıp okumuştun!!!!

Otobanda ters yola girmiş Temel gibi karşısına çıkan her yanlışı doğru zanneden Hilmi Yavuz bu kez 26 numaralı şiirde “getirirdin” sözcüğünü (getirdin) diye okumuştur. (sayfa; E.Ç.108; H.Y.73) Aynı şiirde “maasi” sözcüğü de (maâsî) olacak. Bu manzume Hilmi Yavuz’un okuma yanlışlarından bir türlü kurtulamıyor. “zannettiğin” sözcüğünü Hilmi Yavuz (zannettiğim) şeklinde zannediyor olmalı ki yanlış okumuş! (sayfa; E.Ç.108; H.Y.73) Hilmi Yavuz son eklere gelince yoruluyor olmalı!

SeniorLecturer ve Fahri Profesör Hilmi Yavuz 31. De ProfundisClamavi manzumesinde “çıplak bir memlekettir“ tamlamasını (çıplak ve memlekettir) diye okuyarak Baudelaire’in eksiğini (!) tamamlıyor. (sayfa; E.Ç.117; H.Y.80) Aynı manzumenin başlığı Âlişanzade İsmail Hakkı tarafından De PofondisCalmavi şeklinde yazılmıştır. Âlişanzade kitabın sonunda hata-sevap cetvelinde bu yanlışını düzeltiyor. Fakat Âlişanzade’nin yanlış diye doğrusunu verdiği kelime de yanlıştır. Profondis sözcüğü Profundis olacaktır. Hilmi Yavuz buna bile dikkat etmemiş. Ne demeli!!!

Fahri Profesör Hilmi Yavuz 35. RemordsPosthume / Öldükten Sonra Azâb-ı Vicdanî şiirinde “sineni” kelimesini (sinemi) şeklinde okuyarak Elem Çiçekleri’ni “sineye çekiyor.” (sayfa; E.Ç.123; H.Y. 84)

Le Cadre  / Çerçeve manzumesinde yer alan “o her şey” tamlaması da Hilmi Yavuz’un hışmına uğrayarak (o her şeyi) biçimine çevriliyor. (sayfa; E.Ç.131: H.Y. 92) Hilmi Yavuz’un son ekleri oku(t)ma konusunda ciddi sıkıntıları var.

41 numaralı manzumede “Kâri’i” sözcüğü (kâri) okunmuş. “Bir santur gibi kâri’iitâb etsin” dizesinde kâri özne değil nesne olacak. (sayfa; E.Ç.133; H.Y.94)

SeniorLecturer Hilmi Yavuz’un son ekleri okumadaki sıkıntısı devam ediyor. 43 numaralı, ToutEntiére / Hep Birden şiirinde “işaret edemeyeceği” söz grubu (işaret edemeyeceğin) şeklinde okunmuştur. (sayfa; E.Ç.136; H.Y.96)

Le FlambeauVivant / Canlı Meşale şiirinde “balmumuların” kelimesi (balmumların) şeklinde okunmuş. Yine aynı şiirde Hilmi Yavuz Elem Çiçekleri’ne katkıda (!) bulunmaya devam ediyor. “solduramayacağı” kelimesini (solduramadığı) şeklinde okuyor. (sayfa; E.Ç.138; H.Y.98)

47 numaralı,  Réversibilité / İlk Sahibine Hakk-ı Rücû’ manzumesi de Hilmi Yavuz’un rötuşlarından nasibini alıyor. “hassamıza” sözcüğü (hevesimize) diye çevriliyor ve Hilmi Yavuz bu şiirden de ‘hevesini’ alıyor. Aynı manzumede “garaz” kelimesini (garazı) şeklinde okuyor, yani Elem Çiçekleri’ne katkıda(!) bulunuyor. (sayfa; E.Ç.142; H.Y.101). İnsan sormadan edemiyor. Ey Hilmi Yavuz senin Baudelaire’e ne garazın var? Yine aynı manzumede Âlişanzade İsmail Hakkı hata-sevap cetvelinde “bükülmüş” sözcüğünün yanlış olduğunu, doğrusunun “sıkılan” olduğunu belirtmesine rağmen Hilmi Yavuz aynı yanlışı sürdürmüştür.

Yine aynı şiirde “buğz” sözcüğünü Fahri Profesörümüz “ba’zı” diye okuyor. Dizenin okunuşu “Karanlıkta sıkılan yumruklar ve buğz ve adavet yaşları” şeklinde olacak. Hilmi Yavuz ikinci “ve”yi de görmüyor. (sayfa; E.Ç. 142; H.Y.101).

Fahri Profesör Hilmi Yavuz L’AubeSpritiuelle / Fecr-i Rûhanî şiirinde bu kez “kemirici” sözcüğünü (kemirci) diye okumakta ve sözcüğün bir harfini kemirmektedir. (sayfa; E.Ç. 147; H.Y.104).

Le Flacon / Küçük Şişe şiiri de Hilmi Yavuz’un hışmına uğramaktan kendisini kurtaramıyor. “Tozlu” kelimesini “tuzlu” okuyarak şiire ‘terbiye’ veriyor. (sayfa; E.Ç.149; H.Y.106)

SeniorLecturer Hilmi Yavuz, Nurullah Ataç gibi “ve” bağlacının düşmanı mıdır nedir ya görmezden geliyor ya da bu bağlacı kendisinden sonraki kelimeye katarak ortadan kaldırıyor. Le Chat / Kedi şiirinde de “vecd ve istiğrakları” Hilmi Yavuz’un elinde (vecd istiğrakları)’na dönüşüveriyor.

Yine ayını şiirde “yoktur ki” sözcüğünü Hilmi Yavuz beğenmiyor ve (bu kadar ki) diye çeviriyor.  Nereden nereye? Hilmi Yavuz bu manzumede de kesip biçmeye devam ediyor. “Onda her şey” söz grubuna da Hilmi Yavuz “Onda her şeyi” diyerek Baudelaire’in eksiğini (!) tamamlıyor. (sayfa; E.Ç.155; H.Y.110). Aynı şiirin ikinci bölüğünde “Mutiâne” sözcüğü (muticâne) diye okunuyor. Lugate yeni bir kelime ekleniyor! (sayfa; E.Ç.156; H.Y.111).

Le BeauNavire / Güzel Gemi şiirinde “güzellikleri” kelimesini (güzelliklerini) diye okuyor Hilmi Yavuz. (sayfa; E.Ç.158; H.Y. 112)

Fahri Profesör 56 numaralı L’InvitationAuVoyage / Seyahate Davet şiirinde “mezcederek” sözcüğünü (meze ederek) okuyor ve Baudelaire’in bu güzel şiiri Hilmi Yavuz’un elinde ‘meze’ olmaktan kurtulamıyor. (sayfa; E.Ç.161; H.Y. 114)

L’İrréparable / Telâfi Edilemeyen şiiri de Fahri Profesör’ün gazabına uğruyor. “uzun vicdan azabını” tamlamasını Hilmi Yavuz (uzun ve vicdan azabını) biçiminde okuyor. Yani metne bir “ve” bağlacı ekliyor. Bunu yaparken vicdanın hiç sızlamadı mı ey Hilmi Havuz!(sayfa; E.Ç.163; H.Y.116)

ChantD’Automne / Sonbahar Şarkısı manzumesinde “parlaklığı” kelimesi (parlaklığına) diye okunmuş. Hilmi Yavuz Baudelaire’in bu dizesini beğenmemiş olacak ki yeniden yazıyor. (sayfa; E.Ç.167; H.Y. 119) Aynı şiirin ikinci bölüğünde yer alan “güz mevsimi sonunun sarı ve tatlı ışığından telezzüz edeyim” dizesindeki “sarı” sözcüğü (sap) diye okunmuş. Yani sapla saman birbirine karıştırılmış! (sayfa; E.Ç.168; H.Y. 120)

Fahri Profesör Hilmi Yavuz boş durmuyor. FranciscaeMeaeLaudes / FranciscaeMeae’ye Methiye şiirinde yer alan “inziva ve vahdetinde” söz gurubunu büyük bir ustalık göstererek (!)  (İnziva ve hiddetinde) şeklinde okuyor. (sayfa; E.Ç.176; H.Y.126)

LesChats / Kediler şiirinde “tahte’l-ârz” tamlaması (tahtü’l-ârz) şeklinde okunmuş. Tahte’ş-şuûr, tahte’l-bahr örneklerindeki gibi olacak.  (sayfa; E.Ç.184; H.Y.134)

SeniorLecturer ve Fahri Profesör Hilmi Yavuz çam devirmeye devam ediyor. 71. La Pipe / Çubuk şiirinde “ve kalbini avutan ve fikrini” dizesindeki “ve” bağlacını yine kaldırıyor. Benim “greyder okuması” dediğim bir eylemi gerçekleştiriyor. Düzleyip geçiyor! (sayfa; E.Ç. 186; H.Y. 136)

Le Mort Jeyeux / Şen Ölü şiirinde “içinden” sözcüğünü (içinde) biçiminde okuyor.  Ve tabiatıyla ölünün keyfini kaçırıyor. (sayfa; E.Ç. 190; H.Y. 140)

77 numaralı La ClocheFêlée  / Çatlak Çan şiirinde “halecân” kelimesi (helecan) diye okunmuş. Heyecandan olmalı! Yine aynı şiirde “hançereli çan” tamlaması (hançerdi çan) diye okunmuş. Çan sesi bile Hilmi Yavuz’u uyandıramamış! (sayfa; E.Ç. 192; H.Y.142)

79 numaralı Spleen /Melâl şiirinde “Orada bir yığın mevsimi geçmiş modalar gömülüdür” dizesinde yer alan “geçmiş” sözcüğünü Hilmi Yavuz “geçmişi” diye okuyor. Yine aynı şiirde “haritada” sözcüğünü “haritana” diye okuyor! (sayfa; E.Ç. 194; H.Y.144)

81 numaralı,  Spleen / Melâl şiirinde “döktüğü” kelimesi (döndüğü) şeklinde okunmuş. Aynı şiirde “ettiği” sözcüğü (ettiğini) diye okunmuş. Tabiî ki canına okunmuş! (sayfa; E.Ç. 197; H.Y.146)

SeniorLecturer ve Fahri Profesör Hilmi Yavuz yine aynı şiirde, “kafatasıma” sözcüğünü (kafatasına) diye okumuş. (sayfa; E.Ç. 198; H.Y.146)

91 numaralı A UneMendianteRousse / Kırmızı Saçlı Bir Dilenci Kızına şirinde “çoraplarının” kelimesi (çorapların) diye okunmuştur. Yine aynı şiirde “hançer de” sözcüğü (hançerde) biçiminde okunmuştur. Dahi anlamındaki “de” hal eki zannedilmiş! “sefihlerin gözleri” tamlaması (sefihlerin sözleri) şeklinde okunmuştur. (sayfa; E.Ç. 218; H.Y.159)

Fahri Profesör yanlış okumalarına devam ediyor. 93. LesSeptVieillards / Yedi İhtiyar şiirinde “safraya batırılmıştı” söz grubu (sofraya batırılmıştı) diye çevriliyor. Hilmi Yavuz “sofrayı” safraya dönüştürüyor. Yine aynı şiirde “sekizincisini” sözcüğünü (sekizinci) diye okuyor. Son eklerdeki bunalım devam ediyor! (sayfa; E.Ç. 227; H.Y.167)

98 numaralı Le CrepusculeDuSoir / Akşam Alacakaranlığı manzumesinde “şerik-i cinayet” (cinayet ortağı) tamlaması (şerik cinayet: ortak cinayet) şeklinde okunmuş. (sayfa; E.Ç. 239; H.Y.177)

SeniorLecturer Hilmi Yavuz, DanseMacabre / Ölüler Raksı şiirinin daha ilk dizesindeki “asil” kelimesini (asıl) diye okuyor, tabiatıyla dizenin asaleti bozuluyor. (sayfa; E.Ç. 244; H.Y.180)

L’AmourDuMensonge / Yalan İbtilâsı şiirinde “şafak-ikâd” Hilmi Yavuz tarafından (şafağı ikâd) şeklinde okunmuştur. (sayfa; E.Ç. 248; H.Y.183)

L’ÂmeDuVin / Şarabın Rûhu şiirinde “balmumuların altında” söz grubu (balmumların altında) diye okunmuş. (sayfa; E.Ç. 260; H.Y.191)

Fahri Profesör Hilmi Yavuz Le VinDesChiefonniers / Paçavracıların Şarabı manzumesinde de yanlış okumalarını düzenli bir şekilde sürdürmektedir. “hafiyelere” kelimesini her nasılsa (hâilelere) diye okumakta ısrar ediyor. Hilmi Yavuz bu nasıl asıllarıyla karşılaştırma! (sayfa; E.Ç. 264; H.Y.192)

Hilmi Yavuz’un yanlış okumalarından ünlü Lesbos şiiri de nasibini alıyor. “Sırrına” kelimesini (seyrine) diye okuyor. (sayfa; E.Ç. 278; H.Y.204)

115 numaralı FemmesDamnées / Merdûd Kadınlar manzumesinde bu kez “sapanlar gibi izlerini” söz gurubunu (sapanlar izlerini) diye okuyor. Bu kez aradaki “gibi” edatını buharlaştırıyor. (sayfa; E.Ç. 283; H.Y.207) Yine aynı şiirde “hiçbir şey” sözcüğünü (hiçbir şeyi) diye çeviriyor. (sayfa; E.Ç. 286; H.Y.208)

Hilmi Yavuz 116 numaralı ikinci FemmesDamnées / Merdûd Kadınlar şiirinde “kederleriniz, teskin olunmayan susuzluklarınız” söz grubunu (Kederleriniz, susuzluklarınız) diye çeviriyor. Aradaki “teskin olunmayan” söz gurubunu görmüyor! (sayfa; E.Ç. 289; H.Y.211)

Fahri Profesör Hilmi Yavuz, Un Voyage A Cythére / Cythére Adasına Bir Seyahat şiirinde de yanlış okumalarını sürdürüyor. Yanlış okumadaki kararlılığını takdir etmek gerekir. “ihtiyar bekârların” sözcüğünü (ihtiyar bekârlar) diye okuyor. Son eklerdeki bunalım devam ediyor! (sayfa; E.Ç. 298 H.Y.217)

Le Reniement De Saint Pierre / Saint Pierre’inİrtidâdı şiirinde “etlerine” sözcüğü (etlerini) diye okunmuş. (sayfa; E.Ç. 305 H.Y.222)

La Fin De La Journée / Günün Sonu manzumesinde “hayât” kelimesi Hilmi Yavuz tarafından (hayâ) diye okunmuş. Ne diyelim canı sağolsun. (sayfa; E.Ç. 317 H.Y.233)

132 numaralı Le Voyage  / Seyahat şiirinde “ihtişamı ve sarraflarınız” tabirini Âlişanzade’nin hata-sevap cetveline dikkat etmeksizin yerinde tutuyor. Doğrusu “ihtişamı sarraflarınız” olacak. (sayfa; E.Ç. 324; H.Y.238)

Akademinin övüncü Fahri Profesör yanlış okumalara devam ediyor. 1. A Théodore De Banville / Théodore De Banville’e şiirinde “mimar” kelimesi (mimarî) diye okunmuş. Fazladan bir mensubiyet eki eklenmiş. (sayfa; E.Ç. 331; H.Y.242)

VersPour Le PortraitD’HonoreDaumier / HonoréDaumier Tasviri İçin Eş’âr manzumesinde “eğlenmeyi” sözcüğü (eğlemneyi) diye okunmuş. (sayfa; E.Ç. 332; H.Y.243)

Hilmi Yavuz Le Calumet De Paıx / Sulh Çubuğu şiirinde geçen “hepinizi” kelimesini daha genişleterek  (hepimizi) diye okumuş. (sayfa; E.Ç. 335; H.Y.245)

MadrigalTriste  / Hazin Şiirler’de “halın” kelimesi (hâlin) olarak okunmuş. Bir uzatma işareti dizenin bütün anlamını değiştirdi. (sayfa; E.Ç. 346; H.Y.254) Hilmi Yavuz bu nasıl asıllarıyla karşılaştırma?!

A UneMalabraise / Malabralı Bir Kadına şiirinde “hayâllerini” sözcüğü (hulyalarını) diye okunmuş. (sayfa; E.Ç. 351; H.Y.257)

Le MonstreOu Le ParanympheD’UneNympheMacabre / Canavar Yahut Bir Ölü Perisinin Sağdıcı şiirinde “adalȋ” kelimesi (adelî) diye okunmuş. Aynı dörtlükte iki farklı imla ile yazılmış (sayfa; E.Ç. 377; H.Y.278)

Epilogue  / Hatime şiirinde “tabyalar” kelimesi (tabyaların) diye okunmuş. Son eklerdeki sıkıntı devam etmekte…(sayfa; E.Ç. 386; H.Y.285)

Hilmi Yavuz kitabın sonunda yer alan Lahika yazısında da yanlış okumalara devam ediyor. “vâhȋliği” sözcüğü (vahîyliği) diye okunmuş. (sayfa; E.Ç. 392; H.Y.288)

Aynı Hilmi Yavuz “belâyâ” kelimesini de (belâya) diye okumaktadır. (sayfa; E.Ç. 393; H.Y.289)

SeniorLecturer Hilmi Yavuz “isteseydiniz siz zalimin” söz grubunu (isteseydiniz zalimin) diye okuyarak aradaki siz zamirini görmüyor. (sayfa; E.Ç. 397; H.Y.291) Bu “zırvaları nasıl tevil edeceksin” Hilmi Yavuz!!! (“zırva” tabiri Hilmi Yavuz’a aittir, yoksa benim terbiyem buna müsait değildir)

Böylece Hilmi Yavuz tarafından Fransızca asıllarıyla karşılaştırılarak hazırlanan (!) Elem Çiçekleri baskısı ‘elem’ içinde kalmaya devam ediyor. Hilmi Yavuz Osmanlıca bilmiyor mu ki kitabın sonuna ilave ettiği Abdullah Cevdet’in iki makalesini de Sakine Korkmaz’a çevirtiyor. Bu nasıl yayın!

Bu satırları okuyan değerli okuyucular!

Sanat, bilim ve edebiyat her şeyden önce bir ahlâk sorunudur. Kişinin bağlı bulunduğu bir ahlâk sistemi olmalıdır. Eleştiri bireyi ve toplumları yücelten, yükselten en önemli mekanizmadır. Hayatımız boyunca edebiyle ya da bilimsel ahlakla yapılmış hiçbir eleştiriden kaçınmadık, çekinmedik. Zira akıllı adam sırf kendi aklına güvenen değil başkalarının aklını da kullanan adamdır. En iyi hoca öğrenciliğini ölene dek sürdüren hocadır. Eleştirinin bireyi yetiştiren en önemli eğitim kurumu olduğuna inananlardanız. Fakat Hilmi Yavuz örneğinde olduğu gibi hiçbir bilimsel ve ahlakî temele oturmayan eleştirilere kulak asmamak seçilecek en iyi yoldur. Zira bu gibiler başkalarının yazdıkları üzerinden konuşan tiplerdir. Kendilerine ait özgün bir düşünceleri yoktur. Biz kendimizle barışık ve ne yapıp yapmadığımızı bilmenin engin huzuru içinde olduğumuzdan Hilmi Yavuz’un bu tip ‘sataşmalarına’ kayıtsız kaldık. Tebessümle geçiştirdik. Yaşı kemale ermiş bir muhterisin gecikmiş saldırıları olarak hoşgördük.  Bu kez de öyle görecektik. Fakat o, ısrarla bizi bu polemiğin içine çekip bundan üç beş yazı malzemesi çıkarabilir miyim diye düş görmüştür. Zira kendisini her bilim ve sanat dalının burcunda görmeye hayal eden fakat hiçbirine ulaşamayan Hilmi Yavuz, kimi zaman ünlü bir romancıya, alanında isim yapmış bir profesöre, bir şaire, bir tenkitçiye, olmadı yurtdışında Hilmi Yavuz’dan habersiz yaşayan insanlara bulaşmaktan kendini alamayan garip bir kişilik sergilemektedir. Kendisinden daha başarılı ve yetenekli gördüğü herkesle kavgalıdır.

O ister ki ülkenin ileri gelen bilim, sanat ve siyaset erbabı tarafından şereflendirilsin, gündeme gelsin, şımartılsın. Ama nafile bekleyiş! Bu ülkede kendi emeği ve yetenekleri üzerinde yükselmiş, sırtını bir yerlere dayamamış hiçbir zekâ ona istediğini vermedi, vermeyecektir.

İmdi bu kadar yanlış okumadan sonra SeniorLecturer ve Fahri Profesör Hilmi Yavuz çıkıp; “ben Ali İhsan Kolcu’ya yanlış yaptım, hata ettim, dürüst davranmadım, kendisi bana kitabın daha dumanı tütmekteyken verdiğini ve başına gelen hadiseyi anlattığı halde ben bundan kendime bir çıkar sağlamak hafifliğine düştüm, benim şiirimi eleştirmesinin karşılığı olarak yaygaracılık yaptım” diyecek midir? Sanmam.

Öte yandan kendi hazırladığı Elem Çiçekleri baskısında yaptığı bütün bu yanlışları –durun onun tabiriyle söyleyeyim- “zırvaları” nasıl açıklayacaktır? “Zırva tevil götürmüyor” SeniorLecturer!

(Akpınar dergisinin 51. Sayısında yayımlanmıştır.)

Leave a Comment

Filed under Şiir